"Unutmak diye bir şey yoktur!" Ne kadar Debelensen de sadece unuttuğunu zannedersin ve unuttum dediğin şeyler zaman gelir kılık değiştirerek çıkar karşına. Yumurtadan çıkan kuşlar gibi ruhunu delik deşik ederek çıkarlar hem de. Şunu iyi anla: Unuttum diyen biri, kendini ömrünün sonuna kadar aynı şeyi tekrar ve tekrar yaşamaya mâhkum etmiştir sadece, o kadar!"
Ama rüyalar çok daha acımasızdı. İradeden azade, kendi başlarına akıp gidiyorlar, insanı en savunmasız anında yakalayıp çok daha keskin acılar ya da olmadık mutluluklar yaşatabiliyorlardı. Tüm saçmalığına rağmen sımsıcak, kısacık ama umman kadar derin bir hikayenin ortasında uyanmak ve onun bir rüya olduğunu anlamak kadar insana kendisini çaresiz, aciz ve zavallı hissettiren başka bir şey yoktu herhalde yeryüzünde.
Bir insanın ismi anlamına kavuşunca, ruhu da hayalet olmaktan kurtulur, mabedi olan bedenine çekinmeden yerleşir ve aynası olan gözlerde ışıldama ya başlardı. Her insana nasip olmazdı belki bu ama, buna kavuşmak biraz daha yaşamak demekti… Kaybetmekse biraz daha ölmek…