Vazgeçmemek, hayatta sahip olduğumuz bir hayalin veya beklentinin peşinden sonsuza kadar gitmek. Bunlar, bize birçok kişi tarafından öğütlenen şeylerdir. Zira asla vazgeçmeyenlerin hikayesi, o idealizm, bize çok romantik ve ilgi çekici gelir. Bu öğütler bizi hayallerimize ulaşma konusunda motive eder, kamçılar. Bizi daha ileri taşır.
Peki ya gerçekleşmeyecek bir hayal için hiç vazgeçmeyip hayatımızı heba etmek bizden ne götürür?
Dino Buzzati'nin "Tatar Çölü" adlı eseri de tam bu noktaya odaklanır. Kitapta ana karakterimiz, genç teğmen, Giovanni Drogo, ilk görev yeri olarak adeta hiçliğin ortasındaki Bastiani Kalesine atanır. Kalenin görüntüsü dahi Drogo'yu ürpertmeye yetmiştir. O bir teğmendir, savaşta, cephede olmalıdır. Hiçliğin ortasındaki bu izbe kalede ne işi vardır? İlk fırsatta gidecektir, kurtulacaktır bu delikten. Nitekim beklediği fırsat gelecektir ama bundan önce, tam orada, Bastiani Kalesinin önlerinde savaş çıkacağını öğrenir Drogo. Peki şimdi ne yapacaktır? Fırsatını kullanıp kurtulacak mıdır bu unutulmuş yerden, yoksa çok istediği savaşa ve cepheye kavuşmak için Bastiani Kalesinde mi kalacaktır?
"Tatar Çölü", " yaşamı boyunca beklediği an" için ömrünü harcayanların hikayesidir.