Yıldızları, altın zarlar şeklinde yaratarak her gece felekle oyuna girişti.
Denizi susattı, dudaklarını kupkuru bir hale getirdi.
Toprağı parça parça kan haline getirdi de ondan akik ve lâl gibi değerli taşlar çıkardı.
Gökyüzünde oturanlara felek sofrasını kurar...güneşi, bu sofraya somon olarak kor.
Her şey bir addan başka bir şey değil...
Her şey bir harften ibaret...fakat sözler çeşitli!
Deniz, aşkınla coştu, köpürdü, yüceldi... fakat gene eteği yaş, dudağı kuru bir halde sindi kaldı!
Suyun ciğerinde bir katre su bile kalmamış...
Dedi ki: Ey Âdem, sen ihsan denizi ol... bunların hepsi secde ediyorlar sana, sen onlara mescit ol!
Pek büyük, pek engin olan böyle bir denizde âlem bir zerredir, bir zerre de âlem!
Âlemde bir zerre kayboluverse, ne çıkar? Bu denizde ancak iki hava kabarcığı yok olur...
Felek nedir? Baş aşağı dönmüş... kararsızlıkta karar kılmış bir şey!
Âlemin işi ibretten, hayretten ibarettir... hayret içinde hayrettir, hayret içinde hayrettir, hayret içinde hayret!