Ne zamandan beridir bana anlamlı geliyor, incir ağacı,
neredeyse çiçeklerin bütün atlayarak,
erkenden kararlı yemişlerinin içine
sürüyorsun, övülmeksizin, arık gizini.
Bükülmüş dalların çeşme borusu gibi aşağıya, yukarıya akıtıyor özsuyu: Uykusundan fışkırıyor o, nerdeyse uyanmadan, en tatlı veriminin mutluluğuna.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İbn-i Sina haklıysa, ki bildiğimiz kadarıyla pek yanılmamıştı. Her hastalığı yapan, bir kurttu. Ne yazık ki onu görecek alet yoktu elimizde. Tıp, İbn-i Sina'nın kast ettiğinin mikroskop olduğuna kanaat getirmişti ama benim memleketimde, "içine kurt düşmek"gibi bir mecazı da ihtiva ediyordu.
(Kurgudaki Gerçeklik 23.bölüm)
Bak, ağaçlar varolmaktalar; evler ki,
barındığımız içlerinde,
varolmaya devam etmekteler.
Yalnızca bizler
akıp gidiyoruz herşeyin önünde,
solurken alıp verilen havaymışcasına.
Herşey birleşmiş adeta bizleri görmezlikten gelmeye.
Biraz utancıyız onların belki,
biraz da dile getirilemez ümitleri.
Belki biri çıkıp diyecek: Evet,
içimde kan oluyorsun, bu oda ve bahar seninle doluyor…
Neye yarar, bizi tutamaz o da;
onun içinde, onun çevresinde eksiliriz. Ya onlar, güzeller, onları kim tutabilir?
Yüzlerinde o görünüş aralıksız belirip siliniyor.
Bizim olan gidiyor bizden
sabah çimeninde çiy gibi,
ısısı gibi ısıtılmış bir yemeğin.
Nereye, ey gülümseyiş? Ey bakış:
Yeni, sıcak, tutulmaz dalgası yüreğin;–
yazık: İşte buyuz biz.
Dağılıp eridiğimiz evren boşluğunda
kalır mı ardımızdan bizim tadımız?