'Dostun evi nerede?' diye sordu, günün battığı yerde süvari
Gökyüzü biraz duraksadı.
Dudağındaki geçici ışık dalını kumların karanlığına bağışladı ve
'Ağaca varmadan,
Tanrı'nın rüyasından daha yeşil
Asma dallarının indiği bir sokak var'
Ki orda sadakatin tüyleri kadar mavidir aşk
Erişkinliğin arkasındaki o sokağın taa sonuna kadar başını çevirme.
Sonra yalnızlık çiçeğine doğru yönünü değiştir
İki adım kala güle,
Mitolojik toprağın ölümsüz fıskiyesinde durursun.
Orada yakalar seni şeffaf bir korku.
Gökyüzünün samimi akışında bir hışırtı duyarsın.
Bir çocuğu görürsün
Yüksek bir çama çıkmış, ışığın yuvasından yavrular toplamaktayken
İşte ona sorarsın;
"Dostun evi nerede?"
Sohrab Sepehri
Ahmet Haşim'in Anadolu'nun ne kadar vahim durumunu anlattığı mektuptan;
"Sanki cehennemi bir fırın karşısından yeni ayrılmış gibi yüzleri kıpkırmızı, dudakları çatlak, elleri kuruyup siyahlaşan bütün bu insanlar ya gıda maddesini biçmekle, ya onu taşımakla, ya onu savurmakla veyahut onu metharlarına doğru çekip götürmekle meşgul görünür. Tıpkı karıncalar gibi, tıpkı karıncalar gibi"...
Okumak isterseniz mektubun tamamı;
tarihbilimleri.com/3-eylul-1919-da...Ahmet Haşim
Her şey gibi bir sanattır.
Olağanüstü iyi yaparım.
Bunu cehennem gibi hissetmek için yapıyorum.
Gerçek hissettirsin diye yapıyorum.
Sanırım bir çağrım var diyebilirsin.
Sylvia Plath