Kendi doğru bildiklerinden şaşmayan, kendini ezdirmeyen İstanbullu bir kadının hikayesi...
Hayatından birçok kişi geçmesine rağmen gerçekten sevmemiş. Bir gün arkadaşı Ömer,onu Haşim Bey ile tanıştırır. Piraye ve Haşim birbirlerini severler ve evlenmeye karar verirler. Haşim'in annesi (Lamia Hanım) ve babasının (Kenan Bey) isteği üzerine onların evinde, bir odada, kalırlar. Piraye bir kız çocuğu dünyaya getirir ama Lamia Hanım bu durumu kabullenemez. Çünkü Diyarbakır'daki bir ağanın torunu kız olamaz diye düşünür. Bunun üzerine Haşim'in başka kadından çocuğu olur. Fakat bu çocuk kız olmasının yanı sıra engelli olarak doğar. Piraye, Haşim'den boşanmaya karar verir. Ama Haşim Piraye'den ayrılmak istemez. Piraye'den özür diler, çok... Bir gün Piraye hamile olduğunu öğrenir. Erkek... Haşim yine gelir Piraye'den özür diler ama Piraye onu affetmemekte kararlıdır. Haşim, Piraye'den son bir şey ister,
-"Oğluma benim adımı koyabilir misin? Onun Haşim Artukoğlu olmasına izin verir misin?"
"Hayır" der Piraye... Bir gün ona ,her türlü yardım eden, Şehriban,
-"Haşim Ağa'mı vurmuşlar." der. Çok üzgün. Piraye... Oğlunun adını Haşim koyuyor. O çok sevdiği eşinin son isteği...
İstanbul'dan Diyarbakır'a gelin gitmiş, oraya uyum sağlamakta zorlanmış, mesleğini yapmak için kimi zaman eşi ve alilesine yalvaran Piraye... İlk Piraye ile son Piraye... tamamen iki farklı insan...Kimi zaman ağlatan, kimi zaman şaşırtan Canan Tan'ın bu kitabını çok beğendim.