Notre-Dame’ın Kamburunu okurken beni en çok etkileyen şey, Victor Hugo’nun “çirkin” diye damgalanan bir bedene bu kadar derin bir insanlık yerleştirmesiydi.
Quasimodo, toplumun dışladığı, görmezden geldiği biri ama romandaki en temiz duygular ona ait. Buna karşılık rahip Frollo’nun iç dünyası, görünürdeki saygınlığına rağmen karanlık ve yıkıcı. Hugo burada kötülüğün dış görünüşte değil, bastırılmış arzular ve iktidar hırsında büyüdüğünü açıkça gösteriyor.
Esmeralda ise güzelliğiyle herkesin ilgisini çekerken aslında en savunmasız karakter; güzellik onun için bir avantaj değil, bir hedef haline geliyor.
Notre-Dame Katedrali’nin roman boyunca sadece bir mekân değil, kaderleri izleyen sessiz bir tanık gibi durması da hikâyeye ayrı bir ağırlık katıyor. Kitap bittiğinde aklımda kalan şey şu oldu: insanı asıl çarpıtan şey bedeni değil, ona yöneltilen bakışlar ve yüklediği anlamlardır.
Harika bi kitaptı tavsiye ediyorumm...