Dilek

Dilek
Kitap okumayi seviyorum. Buradaki amacim sadece kitaplar hakkinda insanlarin fikirleri ve begendigim yazilari alintilamak.LUTFEEEEEN TANISMAK ICIN YAZI YAZMAYIN. Cevap yazmam. Ustelerseniz engellerim.
Şehrin bu kısımları, artık neredeyse kimsenin gitmediği tarihi camilerle dolu. Hâlâ bakımları yapılıyor, çürüyüp gitmeleri engelleniyor. Namaz saatlerinde, bazen içeridesessizce ibadetini yapan birkaç kişiye rastlanıyor. Ama çoğunlukla hiç kimse olmuyor. Dindarlar salgından daha çok etkilendiler. İstatistiksel olarak böyle bir veri var, nedeni tam anlaşılamasa da. Bir düşünceye göre dindar insanlar, genel olarak inanmaya daha eğilimli oldukları için, abuklamaya karşı kendilerini korumakta zayıf kaldılar. Hastalığın varlığından haberdar oldukları halde, dini içerikli konuşmaların, vaazların, hutbelerin hastalık taşıyabileceğinden şüphelenmediler ya da bundan şüphelenmekte geç kaldılar. Üstüne üstlük salgının ilk günlerinde oluşan panik hali, özellikle muhafazakar kesimleri; interneti, akıllı telefonları ve salgının yayılmasından mesul gördükleri her türlü şeytan icadını düşman belleyip dine daha çok sarılmaya yöneltti. Böylece dinsel kaynaklardan gelen tehlikeye karşı iyice savunmasız kaldılar. Sonuçta dindar kesimlerde büyük bir kıyım oldu.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tuhaf olan, hayatın bu şekilde iyi kötü sürmesi. Ekonomi bir şekilde işliyor. İnsanlar işlerine gidiyorlar, alışverişlerini yapıyorlar, evlerine dönüyorlar. Mallar süpermarketlere gelmeye devam ettiği sürece sorun yok. Demek ki herkese ait ortak alanlara, giren çıkanı kimsenin kontrolden geçirmediği sokaklara, parklara, meydanlara ihtiyacımız yokmuş yapabiliyormuşuz.
Biz de boş verilmiş bir bölgedeyiz şu anda. Resmen karantina bölgesi değil. Televizyona bakılırsa, normal bir hayatın sürdüğü huzur dolu şirin mahallelerden biri. Ama artık şirin mahalle falan yok. Mahalle denebilecek her yer şirinlikten çok uzak. On dakikada bir itfaiye ya da ambulans geçiyor. Nereye gidiyorlar, belli değil. Bir yerlerden dumanlar yükseliyor sürekli. Başka bir yerlerden de acayip kokular geliyor. Huzurlu denebilecek hayatın sürdüğü yerler ise mahalle denince aklınıza gelen yerlere hiç benzemiyor. Kapılarında güvenlik görevlilerinin durduğu kocaman duvarların arkasında birbirinin aynısı binalardan oluşan siteler... Bir sitenin duvarının bittiği yerde bir başkası başlıyor
Buraya gelirken ve geldiğimden beri gördüklerimden şunu fark ettim ki; televizyondan sürekli tekrarlanan, salgının karantina bölgelerine hapsedilerek kontrole alındığı, diğer bölgelerin güvenli olduğu, hastalığın tedavisi yönündeki çalışmaların son aşamaya geldiği ve yakında karantina bölgelerinin de birer birer kaldırılacağı şeklindeki tablodan çok farkli bir tablo var.
Kendini imhaya dönük davranışlar da salgının başından beri görülüyor. Kendini tuhaf şekillerde ampute edenler, kolunu, bacağını ya da cinsel organlarını kesenler, kendi kafa derisini yüzenler, vücuduna bir şeyler saplayanlar... Bunlar, toplumu en çok dehşete düşüren, hastalıktan bu kadar korkulmasına en çok neden olan şeyler.