Bir mü'min, Allah'ın azabının şiddetini bilse idi, cennetten ümidini keserdi! Kâfirler de, Allah'ın merhametinin ne (kadar geniş) olduğunu bilselerdi, cennete girmeyi ümid ederlerdi!" (Müslim, Tevbe, 23)
Bu bakımdan her bir mü'min, "havf ve recâ"; yani "korku ile ümîd" arasında yaşamalı;
"Cehenneme sadece bir kişi girecek!" deseler,
"Acaba ben miyim?" korkusu içinde,
"Cennete sadece bir kişi gire-cek!" deseler, yine
"Acabâ o ben miyim?" ümîdi içinde olmalıdır.
Korkuda kademeleşme olduğu gibi muhabbette de bir kademeleşme söz konusudur. Günahkâr kimseler Allah'ın azabından korktukları hâlde ehlullâh, gönüllerinin mahbûbu Cenâb-ı Hakk'ı incitmekten ve sevgisinden mahrum kalmaktan korkarlar.
Unutulmamalıdır ki peygamberler dahî zelle işlemiş, onun ıztırabı ile tevbe ve istiğfâr içinde yaşamış, böylece kendilerine beşerî acziyet tattırılmıştır. Çünkü mutlak üstünlük ancak Allah'a aittir. Acziyetten müstesnâ ve münezzeh olan yalnızca O'dur.