"Ben şuna inanıyorum ki, üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bugünümüze hapsolup yaşamalıyız. Her hadisenin insanı eğlendirecek bir tarafı vardır."
"Benim de ömrümde yapamadığım şey. Ne kimse beni teselli etmeli, ne de ben kimseyi... Riyakarlık teselli de son haddini bulur. Bu anda çehrelerin aldığı yalancı teessür ifadesi, o biraz yukarı kalkıp birbirine yaklaşan kaşlar, o hafif hafif ve anlayışlı bir tavırla sallanan baş ve o derinden çıkarılmaya çalışılan matemli ses insanı deli eder."
"...Fakat bu garip genç kız etrafındakilere kederini bile göstermek istemeyecek kadar kendine güvenen bir mahluktu. Dudaklarındaki oldukça muvaffak tebessüm, ona yaklaşmak isteyenleri itiyor gibiydi."
Çok severek okuduğum bir kitap oldu. Özellikle Grigoriy Petrov'un yaşamı beni etkiledi, herhalde bunda İlahiyatçı olmam ve onun karşılaştığı sorunlarla karşılaşmış olmamın ya da yalnızca belli bir empati dürtüsünün etkisi vardır. Finlerin "Suomi" yani 'bataklıklar ülkesi' olarak adlandırdıkları Finlandiya'nın tıpkı bir tırtılın kelebeğe dönüşmesi gibi, gelişim ve dönüşüm hikayesi anlatılıyor. Kendi içimde taşıdığım, ülkem için de istediğim bu gelişimin unsurları ve kahramanları bazen gerçekçi ama umutlu yer yer de kurgu ve hayali şekilde anlatılıyor. Duygusallıktan çok düşünceye önem verip, düşünce irdelemek hoşuma gittiği için bu hayali noktalar direkt olarak gözüme çarptı. Özellikle de ilmek ilmek işlenen bir emeğin öyküsünü okumak ayrıca haz verdi. Umut dolu bir kalemden çıkan ve bir ulusun yükselmesini anlatan bu kitap, mesajlarla doluydu. Şikayet ederek hiçbir zaman yol alınmaz, sadece düşünce olarak da ilerlenemez ancak düşüncenin eyleme geçmesi ve bir çok kişiyi geçirmesi işte o zaman ilerleme kaçınılmaz olur. Atatürk'ün neden tavsiye ettiğini anladım ve kitapla bir sürü ortak düşünceye sahibim. Mutlaka okunması gereken bir eser.