Ömer Seyfettin eserlerinin çoğunu çocukken okudum. 2004-2005. Birçok kitabı çocuk kitabı değildir maalesef. Diyet, falaka, kaşağı ve Beyaz lale. Çocuğun kalbinde izler bırakır.
Beyaz LaleÖmer Seyfettin · Söğüt Yayınları · 20001,561 okunma
Okuduğum 2. Livaneli eseri. Kardeşimin hikayesinden çok daha iyi bence. Ancak her ikisini de çok büyük bir zevkle okumadığımı belirtmek isterim. Fakat Serenad'ın büyük bir araştırma ve kurgunun ürünü olduğunu söylemeliyim. En azından bu emeğe saygı gösteriyorum. Yine de belirtmeliyim ki bir kitap yazmak sadece kurgu ve araştırma ile mümkün değil bu bağlamda benim eleştirim romanın üslubunun yeterli olmadığı yönünde. Çok basit bulduğum bir üslup okuma zevki vermiyor cümleler akıp gitmiyor, durağan, tekdüze aynı tonda hep. Kitaptaki karakter Maya bir hikaye anlatmak istemiş sadece, bunu nasıl anlattığı önemli değilmiş. Zülfü Livaneli böyle diyor eserinde. Bence tam tersi bir hikaye binbir türlü şekilde anlatılabilir ama en etkileyici şekilde sunmak yani üslup en en önemlisi. Bir kitabı edebi eser haline getiren, kalıcılığı sağlayan unsur budur. Yoksa her şekilde bir hikaye kurgulanabilir. Dünya durdukça hikaye biter mi? İşte bu nedenle ne anlattığından çok nasıl anlattığın önemli. Seni diğerlerinden farklı yapan kendine has üslubundur. Bir de 500 sayfalık bir kitap ancak 200.sayfaya kadar konuya daha tam girilmemiş gibi bir his uyandırıyor. Boşuna okuyormuş gibi hissettim kendimi. Gereksiz uzun ve ayrıntılar aynı zamanda yetersiz üslup güzel bir hikayenin katili olabilir. Tıpkı şu anda bitirmiş olduğum Serenad gibi. En sevdiğim kısım Max'ın Kerem'e mektubu ve hediye ettiği keman. Bir insana yaşama sevinci verilmesi çok hoşuma gitti. Son kısımda Maya'nın Azrail ile olan konuşması kitabın sonunun en azından beklenmedik bir şekilde bitmesini sağlamış.
Yıllardır sürekli okumak isteyip bir türlü okuyamadığım bir kitaptı, demek ki vakti şu anmış. Aslında iyi ki bu yaşımda okudum diyorum çünkü daha önce okusam anlayamadığım çok yer olabilirdi. Ben, kitabı oldukça beğendim. Kitabı abartı bulanların var olduğunu okumuştum. Önyargı ile okudum bu yüzden en başta. Beklentiye girmeden.
Asıl abartı, bu kitabı abartı bulmaktır bence. Gördüğü ilgi ve değeri sonuna kadar hakeden bir kitap, bunu kolay kolay söylemem. Gayet okunulası bir eser. Kitabın her düşüncesine katılmıyorum tabii ki bana epey fantastik geldi bu minvalde değerlendirdim çoğu yeri. Bu kitabı beğenmeyen ya da abartı bulanlar benim iddiam tabi ki, çöl ve arapların içinde geçmesinden ve neredeyse bütün kitap boyunca bundan söz edilmesinden kaynaklı bence. İslam ile bağlantılı ve peygamber hikayelerinden de esinlenilmiş. Başka dinlerde mevcut. Ayrıca yalnızca başka dinlerden esinlenilse bile yine de aynı istek ve şevkle okurdum. Bana güzel bir dünyanın kapısını araladı bu kitap, sanki Santiago ile beraber bu yolculuğu yapmış gibiyim. Güzel ve huzurlu bir kitap. Ruha iyi gelen eser bulmak benim için kolay değil. Okuduğum için çok mutluyum. Minik bir alıntı ile noktalıyorum bu yolculuğu:
"İnsan sevdiği için sever. Aşkın hiçbir gerekçesi yoktur."
Bu kitap bana çok vahşi geldi çok dehşet... İyi anlamda bir dehşet değil. İçinde ada geçen hiçbir kitabı sevemiyorum. Her ne tür ise artık bu tür kitaplardan istediğim verimi alamıyorum. Mutlaka okunması gerekenler listelerinde çokça gördüğüm için alıp okudum belki yanılırım diye... Aslında sembolik dil ile anlatılmak istenen oldukça değerli. Akıllıca. Beklentimin daha üstüne çıkardı bu durum kitabı. En azından tahlile, analize değer bir derinlik buldum. Bir adada, birçok çocuğun mücadelesi anlatılıyor ve bu süre içinde işler gittikçe çirkinleşiyor. Bu kitabı okuyanlar edebi tahlilleri mutlaka incelemeli. Ancak öyle anlaşılıyor bazı şeyler. Vahşilerin dehşeti diyorum ben bu kitaba.
Stefan Zweig kitapları bana hep dramatik ve pesimist geliyor. Aslında çok güzel anlatıyor onu anlamıyor da değilim ancak şu anki bulunduğum ruh hali içinde bana fazla karamsar geldi. Amok koşucusunun ne olduğu çok güzel tasvir edilmiş, kitaba uyarlanmış. Bence herkesin vardır amok koşucusu olduğu bir dönem :)