Muhtemelen o ve kocası hayatlarının daha erken yıllarında keskin zekalarını etraflarına bir zırh gibi örmenin onları hiç anlayamadıkları ve işlevsel olarak kullanamadıkları duygulardan yalıtabildiğini öğrenmişlerdi.
Sayfa 109 - Hayatımın çoğu böyle geçti, bu cümlede kendimi buldum.
Okuduğum 2. Livaneli eseri. Kardeşimin hikayesinden çok daha iyi bence. Ancak her ikisini de çok büyük bir zevkle okumadığımı belirtmek isterim. Fakat Serenad'ın büyük bir araştırma ve kurgunun ürünü olduğunu söylemeliyim. En azından bu emeğe saygı gösteriyorum. Yine de belirtmeliyim ki bir kitap yazmak sadece kurgu ve araştırma ile mümkün değil bu bağlamda benim eleştirim romanın üslubunun yeterli olmadığı yönünde. Çok basit bulduğum bir üslup okuma zevki vermiyor cümleler akıp gitmiyor, durağan, tekdüze aynı tonda hep. Kitaptaki karakter Maya bir hikaye anlatmak istemiş sadece, bunu nasıl anlattığı önemli değilmiş. Zülfü Livaneli böyle diyor eserinde. Bence tam tersi bir hikaye binbir türlü şekilde anlatılabilir ama en etkileyici şekilde sunmak yani üslup en en önemlisi. Bir kitabı edebi eser haline getiren, kalıcılığı sağlayan unsur budur. Yoksa her şekilde bir hikaye kurgulanabilir. Dünya durdukça hikaye biter mi? İşte bu nedenle ne anlattığından çok nasıl anlattığın önemli. Seni diğerlerinden farklı yapan kendine has üslubundur. Bir de 500 sayfalık bir kitap ancak 200.sayfaya kadar konuya daha tam girilmemiş gibi bir his uyandırıyor. Boşuna okuyormuş gibi hissettim kendimi. Gereksiz uzun ve ayrıntılar aynı zamanda yetersiz üslup güzel bir hikayenin katili olabilir. Tıpkı şu anda bitirmiş olduğum Serenad gibi. En sevdiğim kısım Max'ın Kerem'e mektubu ve hediye ettiği keman. Bir insana yaşama sevinci verilmesi çok hoşuma gitti. Son kısımda Maya'nın Azrail ile olan konuşması kitabın sonunun en azından beklenmedik bir şekilde bitmesini sağlamış.