Go'ya gelince... Hedefi kendine alan inşa etmek olan gayret gayet güzel bir oyun mücadele evreleri olabilir ama bunların amacı, yami kendi topraklarını yaşatmanın hizmetindeki araçlar. GO oyununun en güzel yanlarından biri kazanmak için yaşamak gerektiğinin, ama aynı zamanda ötekini de yaşatmak gerektiğinin kanıtlanmış olması. En aç gözlü olan oyunu kaybeder. İncelikli bir denge oyunu. Karşındakini ezmeden avantaj sağlaman gerekiyor. Sonuç olarak, yaşam ve ölüm, iyi ya da kötü inşa edilmiş bir yapının sonucuna bağlı. Taniguchi'nin kişilerinden birinin söylediği bu yaşaman ve öğlen sonuçtur bu: bir go atasözü hem de yaşam atasözü. Yaşamak, ölmek: Bunlar inşa edilmiş olanın sonuçları. Önemli olan iyi inşa etmek. İşte kendime yeni bir ceza verdim. Bozmaya, yapıyı bozmaya son vereceğim. İnşa etmeye koyulacağım. Colombe için bile ölüm bile olumlu bir şeyler yapacağım. Önemli olan insanın ölürken ne yaptığı. Gelecek 16 Haziran'da, inşa ederek öleceğim.
Bir zenginin ses tonundan yalnızca kendisine hitap ettiğini anlamak, üstelik telaffuz ettiği sözcükler teknik olarak size yönelikken, onları anlayabileceğinizi hayal bile etmediğini görmek, toplumsal bataklığın dibine değmektir.
Anlamak kolay aslında. Yolunda gitmeyen şey, çocukların yetişkinlerin nutuklarına inanmaları ve yetişkin olduklarında da kendi çocuklarını aldatarak İntikam almalarıdır. "Hayatın bir anlamı vardır ve bunu da büyükler bilir" lafı herkesin inanmak zorunda kaldığı evrensel bir yalandır. Yetişkin olup da bunun yanlış olduğu anlaşıldığında ise artık iş işten geçmiştir. Sır olduğu gibi kalırken, kullanılabilecek bütün enerji de uzun süredir salakça faaliyetlere saçılıp savrulmuştur zaten. Hayatına hiçbir anlam bulamadığını maskelemeye çalışan insan, kendini elden geldiğince uyuşturması kalır geriye. Üstelik kendini daha iyi ikna edebilmek için de kendi çocuklarını aldatır.
Öncelikle herkese selamlar , Yahudilerin geçmiş tarihte nasıl zengin olduklarını, nasıl zorluklara karşılaştığını, ülke başkanları tarafından nasıl günah keçisi ilan edilip , idam ve sürgün edildiklerini ve sonunda Osmanlı'ya gelip burada aradıkları huzuru bulduklarina kadar ki olan süreci anlatan okuması gayet zevkli ve bir o kadar da aksiyonlu olan bir kitaptır. Kısaca özet geçmek gerekirse: Dona Gracia denilen kişi , Portekiz'de yahudi asıllı bir aileden doğup , orada yahudi olduklarini saklayarak büyümek zorunda kalan dünyanın en zengin ticaret ağına sahip olup , sayılı zengin ailesine sahiptir. Tek amaçları babasının da vasiyeti gibi " Yahudilerin kutsal topraklarda kendilerine ait bağımsız ülkelerinin olması ve inançlarını gizlemelerine gerek kalmadan yaşamaktır". Bu hikaye tüm Avrupa ülkelerinden, Osmanlıya kadar ki olan süreci anlatıyor. Herkese iyi okumalar. Dona Gracia: Kanuni'nin Yahudi Bankeri