Yani şu an hissettiğim şey tam olarak bu. Kitapla ilgili yorum yapmak istemiyorum. Daha çok, söyleyene bakasım var.
Emre Timur.
Kim bu adam diye merak ettim, web sitesi varmış. Oradan oraya, biraz izledim kendisini. Videolarını buldum sosyal medyada. Sonra o sosyal medyayı kapattılar. "Doğduğun gün güneş tutuldu" diye başlayan Yeşilçam filmi tiradı çınladı zihnimde:)
Bir videoda aşk hakkında söylediği bir cümle çok dikkatimi çekti hatta. Düşündürdü enikonu.
Çok büyük bir yalnızlığın içindeyken bu kitabı okumak uzun vadede benim için iyi bir şey mi, bilmiyorum.
Okumaya başladığım gün kediler vardı hayatımda. Kaderine terk edilmiş bir anne ve üç yavrusu. Benim hürriyet tutkunu delilerim. Hatta diyebilirim ki okuma anlarımın çoğunda hep yanımdaydılar.
Sonra gittiler, gönderildiler yani. Yani onların da başında bir dam olmasına izin vermedi erk sahipleri. Ah, yine ağlıyorum. Kediler yüzünden günlerdir ağlıyorum. Onlara mı, bana hatırlattıkları savruluşa mı bilmiyorum.
Herkes payına düşeni alacak bu kitaptan muhakkak. Ben de çok şey aldım. O kadar çok duyguyu yaşadım ki aynı anda. Bank simgesi mesela. Hayata gözlerimi yummak istediğim yer hep bir banktı benim yıllardır. Evime almak istediğim eşyaydı. Anlatması zor.
Ve hayatta kalma savaşı. Güçsüzsem yok olmalıyım. Öldürmediyse acılar, evrimim yararına kullanmalıyım. Doğal seleksiyon.
Sonra şiirler, şarkılar, felsefe, müzik, hayal gücü, yıldızlar, ay, gökyüzü, yeryüzü, insanların iki yüzü, tarihin karanlık yüzü, acının bin bir yüzü... Sevdiğimin kayıp yüzü.
Yüzüme vuran ne varsa bir süre onları düşüneceğim.
Bazı kitaplar zihnimde kalırlar öğretici dostlar gibi.
"İnsan en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır." demiş yazar Jim Rohn. Benim gibi kimsesiz insanların ortalamasını da, okuduğu ve kafasının içinde vakit
"ne öldüren ne güçlendiren acılar yok mu? O tip acılar yiyen güçlenmez de ölmez de! Ama bizler güçlendirirken öldürmeyen acıların müptelası olmalıyız evrilmek için."