“Geçmiş, kapısı aralık bir oda. Kahve kokusu yürüyüp o odaya dayanıyor sürekli. Kahve, uyandırmak istiyor dürülmüş defterleri. İçeride geceden yıkılmaya alışmış bir eski dünya var…Kanda delilik, damarda alkol, ruhta isyan. Kendine, henüz vakti gelmemiş bir af kuyusu hazırlayan deli bir çağ var. O çağın kendini tutuşturup duran yangını. Ömrünün sonuna suskunluk biriktiren iddialı sözler var. ”
“Ben ki bu dünyada herkesler gibi gittim geldim, yüzüm çok güneşler gördü; sesleri kokuları, bunu, bunsuzluğu, yenilgiyi, utkuyu tanıdım. Elim yerküreye dokundu. Ama yalnız o sizin koyduğunuz korkunç dokunulmazlık sürdü durdu bende . Bir ona yenik düştü. Bir onda yıkıldı, parçalandı, unufak oldu.
Bu yüzden değil midir ki ben ne zaman sizinle olsan, her seferinde yanınızdan küllerle çıktım. Orda sayrılı, varla yok arası kaldım.”
Öleceğini bilerek yaşayan tek mahluk olan insanın geleceğe bir merakı vardır ve o yüzden geçmişin varlığını da bilir, merak eder; bunu da mütalaaya alır.