Osmancık bence sadece Osmanlı’nın nasıl kurulduğunu anlatan bir roman değil; bir insanın kendini terbiye etme hikâyesi. Başlarda Osmancık insanı biraz yoruyor hatta sinirlendiriyor. Aceleci, çabuk parlayan, “ben buradayım” deme derdinde bir genç. Gücü var ama yönü yok. İşte romanın en güzel yanı burada başlıyor: Ona gücünü nasıl kullanacağını öğreten insanlar çıkıyor karşısına. Özellikle Şeyh Edebali, Osmancık’ın hayatında gerçek bir dönüm noktası oluyor. Onun sözleri, Osmancık’ı sadece sakinleştirmiyor; derinleştiriyor.
Zaman geçtikçe Osmancık değişiyor ama bu değişim bir anda olmuyor, adım adım oluyor. Hata yapıyor, bedel ödüyor, düşünüyor. Artık sadece savaş kazanmakla ilgilenmiyor; adalet, düzen, insan ve sorumluluk gibi kavramlar kafasında yer etmeye başlıyor. Osman Gazi’ye dönüşmesi tam da bu yüzden çok gerçek geliyor. İnsan, “Evet, böyle bir dönüşüm mümkün” diyor.
Roman bittiğinde şunu hissediyorsun: Büyük devletler kılıçla değil, akılla, sabırla ve karakterle kuruluyor. Osmancık, insanın önce kendini yönetmesi gerektiğini çok sade ama etkili bir şekilde anlatıyor. O yüzden kitap, tarih romanı olmanın ötesinde, insanı kendine de baktıran bir eser.
Hoşçakalın:)