Travmalar,travmalar,travmalar…Bir çocuk için en acı şey annesi tarafından anlaşılmamak olsa gerek.Kitabı bitirdim ama nasıl bitirdim siz bir de bana sorun.Tatildi vs derken elimde süründü.Yarıda bırakmayı bile düşündüm.Okuyanlar zorlanmış ben de zorlandım ama gezmekten Anne karakterini boğmak istedim kitabı okuduğum süre boyunca Gelelim romanın konusuna
Babasının ölümünün ardından gündeme gelen miras paylaşımı, yıllardır ailesinden uzak yaşayan Bergljot’u yeniden geçmişiyle ve ailesiyle yüzleşmek zorunda bırakıyor. Ancak roman ilerledikçe anlıyoruz ki tartışmanın merkezinde paylaşılacak evler ya da maddi değerler bulunmuyor. Asıl mesele, yıllardır üzeri örtülen bir çocukluk travması ve bu travmanın aile içinde yarattığı derin çatlaklar oluyor.
Bergljot, çocukluğunda babasının istismarına uğradığını dile getiriyor. Fakat onu en çok yaralayan şey yalnızca yaşadıkları değil, bu gerçeği anlattığında annesinin ve kardeşlerinin ona inanmaması oluyor. Özellikle anne karakteri, kızının anlattıklarıyla yüzleşmek yerine aile düzenini korumayı tercih ediyor. Gerçeğin ortaya çıkmasının yaratacağı sarsıntıdan korktuğu için sessizliği seçiyor ve böylece yıllardır süren inkârın bir parçası hâline geliyor. Kardeşler de Bergljot’un anlatısını kabul etmek yerine onu ailenin huzurunu bozan kişi olarak görüyor. Romanın en çarpıcı yanı da burada ortaya çıkıyor: Hjorth, okuru suçun kendisinden çok, suçun ardından kurulan sessizlik düzenine bakmaya davet ediyor. Bir aileyi gerçekten ne dağıtıyor; yaşananlar mı, yoksa yaşananların inkâr edilmesi mi?
Miras, çocukluk travmasının yetişkinlikte nasıl yaşamaya devam ettiğini gösteren güçlü bir roman. Bergljot yalnızca geçmişte yaşadığı istismarla değil, yıllar sonra maruz kaldığı dışlanma ve inkârla da mücadele ediyor. Çünkü bazen bir gerçeği
“Hayatın hedefi ve anlamı acıları dengeleyecek bu türden pek çok anı biriktirmek olmalı, zor günlerde kaçabilecek böyle anlardan kurulu bir ev inşa etmeli insan kendine.”