Bütün çocukluğum senin yokluğunu ümit etmekle geçti. Okuldan akşamüstü dönerdim, beşe doğru. Eve yaklaşırken, eğer araban evin önünde değilse, bunun bara ya da kardeşine gittiğin ve geç kalacağın, muhtemelen sabaha karşı döneceğin anlamına geldiğini bilirdim. Arabanı evimizin önündeki kaldırımda görmezsem yemeği sensiz yiyeceğimizi, annemin sonunda pes edip yemekleri sofraya getireceğini ve seni ertesi sabaha kadar görmeyeceğimi bilirdim. Her gün bizim sokağa yaklaşırken arabanı düşünür ve içimden dua ederdim: Orada olmasın, orada olmasın, orada olmasın.
"Eğer insan nesli olarak, dünya dediğimiz șu seyyarede hâlâ delirmeden yaşayabiliyorsak bunu gerçeğin tüm hallerini olduğu gibi görüp, kabul etme gücümüze borçluyuz. Yaşam nehri, türlü hallerde akar. Kuru bir pınarın başında durup beklemenin varlığa ihanet olduğunu, kafamızı çevirip bakıversek hemen öteki tarafimızda gürül gürül akan tertemiz, nice kaynaklar bulabileceğimizi bazen unutuyoruz ama unutmamalıyız.
Çünkü bu gerçek," dedi.
"Zamanın ileriye doğru akmadığını, çember çizerek evreni sardığını, işte bu yüzden gelecek ve geçmişin olmadığını, tek varlık anının sadece şimdi olduğunu, bunun da zamanın mükemmel bilgeliğinin en önemli kanıtı olduğunu," söylemişti.