İçinizdeki devlet"in nüfusu nasıl artar?
Kediler ya da anarşistler, neden doğum izinlerini kullanmazlar?
Önemli olan, tam da bu kalabalığın ortasına düşmüş olanların yaşamasına izin vermek mi, yoksa organize bir şekilde ortadan kaldırılmalarını gözlemlemek mi?
Önceleri çirkin olan bir liseli genç kızın büyüyüp serpilip çok güzel alımlı bir bayana dönüşmesinden sonra teyzesi Aylin’i bir davete çağırır. Burada bir prensle tanışır ve görkemli bir yaşam başlar. Aralarındaki ilişki başlarda sorunsuz gibi görünür ancak zamanlar iki farklı kültürde yetişmiş biri doğu biri batı kültürünü almış iki kişi sıkıntılar yaşamaya başlayacak ve uyumsuzluk baş gösterecektir. Bardağı taşıran son damla ise Aylin’in özgürlüğünün kısıtlanması olur. Aylin dayanamaz kaçar. Cenevre’ye gider. Burada tıp okumaya karar verir. Tıp okumaya başlar başlamaz karakteri yaşam tarzı kısacası hayatı tamamen değişir. Artık gösteriş içinde değilde sade bir yaşamı tercih eder. Aylin okulda bir gençle tanışır. Bu genç Aylin’in ufkunu açar. Daha önceden fark etmediği şeylerin farkına varır. Aslında çok şey kaçırmıştır hayatta ama bu genç ona hepsini geri verir. İyi giden bir evlilik sonlanır nedeni ise ikisinin de farklı yerlerden güzel teklif alarak kendilerini işe vermeleridir. Aylin işini sevmektedir. Eskiden beri arkadaşı olan bir kızla tekrar karşılaştığında onun eşi de Aylin’in çalıştığı yerde çalıştığını öğrenir. Beraber takılırlar. Seyahat ederler. Bir gün bu seyahatlerden birinde bir gençle tanışır. Genç evlidir ama kalbine yenik düşer ve ilişki başlar. Aylin’de aşık olmuştur. Adamın görevi başka bir yere çıkar ama Aylin gitmez ve ayrılırlar. O artık şeftir. Günün birinde bir adamla yolları kesişir bu adam yahudidir. Aylin bu adama aşık olur ve evlenirler. Aylin çocuk ister ama adam çocuğun bir yahudi gibi yetişmesi gerektiğini söyler Aylin kabul eder. Aylin’e göre insnı insan olduğundan dolayı sevmektedir ve dil, din, ırk ayırmaz. Aylin’in erkeklerden yana şansı yoktur. Tam ümitsizliğe düşmüşken başka bir adamla tanışır ve evlenir. İlişkileri iyi gider ama
Mondros Mütarekesi sonra romanı, İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgal ettiği işgali 1920’li yıllarda Osmanlı Devleti’nin son maliye nazırlarından Ahmet Reşat Paşa’ın konağında yaşanan aşk ve milli mücadele yıllarındaki İstanbul aktarılmıştır. Romanın arka planında İstanbul’da mili mücadele taraftarlarının mücadeleleri dile getirilmektedir.
Hayatım, beni cehenneme savuran bir rüzgarla altüst olmuştu, böyle olmasında ne suçum ne de katkım vardı. Etrafımda neler dönüyor, bilmiyordum. Fakat tuhaf bir şekilde içinde bocaladığım çaresizlik duygusu giderek mücadele ruhuyla yer değiştiriyordu.
Arafta duyguları yasamanın ne denli zor ağır bir öyküsü vardir . O pis yargılarınızı çöp kutunuza atın lütfen. Boranın öyküsü cocuklugu elinden alınmıs
insanları sevin.