…kötü arkadaşlıktan kaçınmanın da önemli olduğunu söylemeliyim. Kötü arkadaşlık derken yalnız kötü niyetli, yıkıcı kişileri kastetmiyorum; kişi onlardan çevrelerini zehirledikleri ve can sıkıcı oldukları için kaçınmalıdır. Aynı zamanda kişi, bedenleri canlı olduğu halde ruhları ölü olan, düşünce ve konuşmaları, sıkıcı olan, konuşacağı yerde gevezelik eden, düşüneceği yerde kalıplaşmış fikirlerden söz eden zombilerin arkadaşlığından kaçınmalıdır.
Sevmek bir eylemdir; edilgen bir duygu değil. Bir şeyin “içinde olmaktır”, bir şeye “kapılmak” değil. En genel biçimiyle sevmenin etken yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.
Derler ya, insan asla doymak bilmez diye, yüzünü verseniz ille de astarını ister diye. Bu sözler insanı kınama amacıyla söylenir, oysa insan soyunun en büyük yeteneklerinden biri, onu elindekiyle yetinen hayvanlardan üstün kılan bir yetenektir bu.
Zamanımızın bilgi insanı, hiçbir zaman hayalini kuramayacağı bir yükün altında ezilir: tüketilmesi imkansız gerçeklerin aşırı üretimi. Yüzyıllar boyunca insan, gerçeğin imkansız ve zor olduğu ve onu bulduktan sonra insanlığın sıkıntılarının sona ereceği inancıyla yaşadı. Artık 20. Yüzyılın son demlerinde gerçeğin kendisiyle boğulup duruyoruz.
Kötü şeylerin başka insanların başına geleceğine dair bir yanılsamadan mustaribizdir. Halbuki en az tehlikede hissettiğimiz zamanlar, yaralanma ihtimalimizin en fazla olduğu zamanlardır.