Zaman kavramı, hatırlanmak, unutulmak…
Bunlar güçlü duygular.
Yaş ilerledikçe insan şunu fark ediyor:
Unutmak mümkün.
Hatta bazen kaçınılmaz.
Anılar silikleşiyor, yüzler buğulanıyor, sesler uzaklaşıyor.
Ama yine de hatırlanmak istiyoruz.....Bunlar gençken daha soyut kavramlar gibi duruyor. Yaş ilerledikçe ise kişisel bir meseleye dönüşüyor.
Çünkü biri bizi hatırlıyorsa, hâlâ biraz varız.
Georgi Gospodinov bu romanda unutmayı bir eksiklik gibi değil, insan olmanın kaderi gibi anlatıyor.
Geçmişe sığınmanın hem teselli hem de kaçış olabileceğini gösteriyor.
Belki de mesele her şeyi hatırlamak değil;
bizi biz yapan duyguyu kaybetmemek.
Zaman Sığınağı tam da bunu yapıyor aslında: Unutmayı bir hastalık gibi değil, bir kader gibi ele alıyor. Ve hatırlanmayı da bir tür varoluş kanıtı hâline getiriyor. Sanki biri bizi hatırlıyorsa hâlâ biraz buradayız.
Ama ironik olan şu: Çok güçlü duygular bile zamanla yumuşuyor. Acılar bile. Bu hem ürkütücü hem merhametli bir şey. İnsan zihni dayanabilmek için unutuyor biraz.
Kitapta hissettiğim en güçlü şeylerden biri şuydu:
Geçmişi saklamak mümkün ama içinde yaşamak mümkün değil.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
15 tatilde çocuklarla birlikte “Van Gogh” dijital müzesine gittik.
Çocuklar kadar biz de etkilendik, hatta belki biraz daha fazla…
Çıkışta hediye bölümünü gezerken bu iki kitabı aldım. İyi ki de almışım.
Öncelikle şunu söylemeliyim; Ferit Edgü gerçekten muhteşem bir kaleme sahip. O lirik anlatım… o şiir tadındaki dil… Sanatçının zor ve çalkantılı yaşamını asla dejenere etmeden, incitmeden, büyüleyici bir sadelikle aktarmış. Aralara serpiştirilen fotoğraflar da metne ayrı bir derinlik katmış.
Gelelim Theo’ya Mektuplar’a…
Vincent’ın abisi Theo’ya yazdığı, içini döktüğü, yer yer yaşamdan, resimlerinden, sanatçılardan ve yazarlardan bahsettiği; örnekler verdiği uzun bir monolog gibi… Okurken onun zihninin içinde dolaşıyormuşum hissine kapıldım.
Yalnız bir şeyi merak ettim; keşke Theo’nun mektuplarına da yer verilseydi. Bunun özel bir sebebi var mı bilmiyorum ama o karşılıklı akışı okumak isterdim.
Sergi sonrası hayatına dair izleri satırlarda takip etmek çok anlamlıydı.
Eğer mektup ve anı türünü seviyorsanız bu kitaplara mutlaka bakın derim.
“Bazen bir sergi biter… ama hikâye kitapta devam eder.”