İnsan gönlünün artığını söylermiş. İçimde tutamayıp, gönlümden taşanları yazdım. İnsanlardan umduklarımla bulduklarım arasındaki uçurumu yazdım. Bu uçurumun eşiğinde o kadar çok bekledim ki, düşmeme gerek kalmadı... Hayat, ilk olarak kendini yok sayanları harcar. Harcandım.
Mutluluk bağırır ama hüzün hep fısıldar. Onu sadece hüzünlü kalpler duyar. Üzülürsün, ölürüm sanırsın ama ölemezsin. Adına yaşam derler, yaşayamazsın. Her şeyden uzak kalırsın, en çokta kendinden. Destan yazsan bitiremeyeceğin mevzuları, bir peki’ye sığdırırsın. İşte bu kabulleniştir bazen, bazen de vazgeçiş.
Fedakârlığın fazlası kendi kul hakkına girmektir, yapma...
Bizim yüklediğimiz anlamlardan ibaret değil midir zaten insanlar. Düştükçe kalkmayı öğrenirsin, kalktıkça ne kadar yalnız olduğunu. Yaşadıkların mı ağır gelir yoksa yaşayamadıkların mı, bilemezsin. Elde kalan keşkelerini biriktirmişsin bir hatıra kutusunda. Açıp tekrar tekrar keşke diyorsun. At artık o kutuyu. Müsaade et karanlıkta kalmış umut odana ışık girsin. Yapamam dediğin her şeyin önünde en büyük engelin, kendin olduğunu gör artık. Çekil kendi önünden!
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; "Çocuklarınızla 7 yaşına kadar oynayın, 15 yaşına kadar onlarla arkadaş olun, 15 yaşından sonra ise istişare edin"