Zülfü Livaneli’nin Kardeşimin Hikayesi adlı romanı, bir cinayet soruşturmasıyla açılsa da aslında ağır travmaların yükünü taşıyan yalnız bir adamın psikolojik hikayesidir. Eser boyunca Ahmet Arslan olarak bilinen, insanlardan izole yaşayan bu karakterin gerçek adı Mehmet'tir. Ailesini bir kazada kaybetmesi, haksız yere esir düşmesi ve fiziksel darbeler alması yüzünden derin bir hissizleşme ve duygu sığlığı yaşar. Mehmet, içindeki karmaşayı bastırmak ve hayatını kontrol altında tutmak için kıyafetlerini ve kitaplarını hava derecesine göre düzenleyecek düzeyde bir OKB (takıntı) geliştirmiştir. Ancak bastırılan duygular yok olmaz; rüyalarında gördüğü at sembolü, geçmişteki acıların zihnindeki yankısıdır.
Romanda polisiye örgü bir araç olarak kullanılmış; kimlik, aile, toplum baskısı ve "birbirinin yükünü taşımak" olarak ele alınan kardeşlik kavramı ön plana çıkarılmıştır. Yazarın sade dili ve diyaloglardaki doğallık, okurda kurgu değil de gerçek bir hayat hikayesi dinliyormuş hissi uyandırır. Hikaye ilerledikçe ortaya çıkan her yeni bilgi doğru sandığımız gerçekleri paramparça eder.
Eser, özellikle karakterin sakladığı sırlar ve trajediler üzerinden sarsıcı bir ahlaki sorgulama sunar. Bu sorgulama, en yakın arkadaşı Arzu cinayete kurban gittiğinde bile Mehmet'in ölüm karşısında tamamen kayıtsız kalmasıyla kendini gösterir; sistemli olarak hissizleşen bir insanın, çevresindeki trajedilere karşı ne kadar duyarsızlaşabileceğini ahlaki açıdan ele alır.