Oturdum masaya, hikayeyi çantadan çıkardım. Birbirimize baktık.
-"Hikaye" dedim, "gel seninle anlaşalım. Sen yarım kal, adını da Yarım Kalan Hikaye koyalım."
-"Sen zaten neyi tamam ettin ki?" dedi bana.
-"Aslında tam diye bir şey yoktur" dedim,"her tam, bir üst yarımının alt basamağıdır. Yani yarım da bir bütündür."
"Belki de bu yüzden gözler, kendisi tarafından ve çocukluğa giden bir tarihte oluşmuş, artık 'kendime rağmen' e dönüşmüş bir kabuklanmanın içine hapsolmuş, çıkış yollarını yitirmiş bir kimliğin yardım çağrısı gibi bakıyordu."
"Bir köz kuyusunun dibine bağdaş kurup oturdum. Fark ettim ki, ilk kez, ne bir tarafım, ne öbür tarafım, sadece ben ve külsüz, dumansız yangınım, dört yapraklı yonca, boru otu ve ayçiçeği gibi, tek taştan oyulmuş mücevher gibi yekpare, kendisi ve bitarafım. "