Martı Jonathan Livingson
Hızla akıp giden günümüz dünyasında belkide çoğumuz fark etmeden birbirimizin aynısı oluyoruz. Hayata bakış açımız dümdüz ve detaysız bir hal alıyor. Martıların dünyasında da bu aynıydı ve neredeyse bütün martılar klonlanmış gibiydi.
Kuşların tek derdi uçmak ve yemek bulmak. Peki insan oğlunun da tek derdi yaşamak ve yeme-içme midir? Nasıl ki martı Jonathan Livingson gibi bazı martıların tek amacı yemek yeme değilse, insan oğlunun da tek amacı hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için yaşamak-çalışmak olmamalıdır.
Bu dünyaya sadece yeme-içme için gelmediğimizi idrak edebilmeliyiz. Kâinatta belki bir zerre teşkil ediyor olabiliriz fakat Rabbimiz için her birimiz ayrı değerdeyiz.
İnsanlar bu değerden habersiz. Kimisi bu değeri iyice yitirip bertaraf ediyor. Kimisi ise değerine değerler katıyor. Sonra o değerine değerler katanlar etraflarındaki insanları da bir mücevher ustasının taşı işleyerek değerli hale getirmesi gibi insanlara yol göstererek kemale ermelerine vesile oluyorlar.
Kitapta martı Jonathan Livingson’un kendini keşfetmek için çabalaması ve asla pes etmemesi beni çok etkiledi. Jonathan’ı yeri geldi anne-babası yeri geldi arkadaşları yaptığının yanlış olduğunu söyledi, diğer martılar gibi sadece yemek bulmak için uçmasını söyledi. Yeri geldi mahkemede yargılandı, dışlandı, sürgün edildi. Ama o asla kendini keşfetmek tutkusundan vazgeçmedi. Keşiflerin en büyüğü kendini keşfetmektir bence. Bu belki bir ömür sürer ancak kendini keşfeden, yeteneklerini ve becerilerini bilen kişi herkesten bir adım öndedir bence. Martı Jonathan’ın bu konu hakkındaki bir sözünü çok beğendiğimi ifade ederek bahsetmek istiyorum: ‘ Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En