Ölen adam cidden ölmüş bir adam mı?
Ölen adam ölmüş ama dirilmiş bir adam. Kitap 2 bölümden oluşuyor. İlk bölümünde bir horozumuz ve bir de ölen adamımız var. İlk bölüm ölen adamın nasıl dirildiğine değinirken, ikinci bölüm dirildikten sonraki dünyaya açılıyor.
Çok beğenerek okuduğum bu kitapta mitolojik olgulara değinilirken, dini olgulara da dini karakterlerle bir karşı çıkış var aslında. İsa üzerinden insanlığın tutsaklığı, güvensizliği, acıları ve arzularına, bir o kadar da içsel yolculuğuna değiniyor.
Gayet betimlemelerle dolu klasik bir Stefan Zweig kitabı diyebilirim. Beni etkileyen noktalar kadar sıkan yerleri de oldu tabiki. Ancak okumaya değer...
Gerçekten bütün bakış açımı değiştiren, insanların "Bir kitap önerir misin? " sorusuna verebileceğim tek cevap bu kitap. İnsanın dünyaya bakışını sorgulatan gerçekten neden var olduğunu düşündüren bir kitap.
3 gün gibi bir sürede hiç elimden düşürmeden, uyanınca acaba nasıl devam edecek diyerek sarıldığım bir kitap oldu.
Açıkçası günlük, anı tarzı kitaplara bayılıyorum. İnsanların kendilerini betimleme şekilleri çok hoşuma gidiyor. Ancak bu kitapta anlam veremediğim bir soğukluk hissettim. Kendimi dahil edemedim bir türlü. Ve okuduğum diğer kitapları da göz önünde bulundurarak şu soru döndü hep aklımda:
Her zengin burjuvazi sınıfı derdi kederi olmadığından varoluşsal sancılar mı çeker?
Akıcı kısa bir kitap olmasına rağmen çok üzülerek beni içine çekmeyen bir kitap oldu. Olsun her kitap çekecek diye bir şey yok. Bazıları çekmesin ki içine girebildiğimiz sayfaların değerini anlayabilelim.