Öyleyse, insanın en derin ihtiyacı, ayrılığının üstesinden gelme, yalnızlığının hapishanesinden kurtulma ihtiyacıdır. Bu amaca ulaşmada kesin bir başarısızlık delilik anlamına gelir, çünkü tam bir tecrit paniğinin üstesinden gelmek ancak dış dünyadan böylesine köklü bir çekilmeyle mümkün olur. So nunda ayrılık duygusu ortadan kalkar, çünkü kişinin ayn düş tüğü dış dünya yok olmuştur.
Oysa başlangıçta tüm bunları bilmezler: Gerçekte bu delicesine sevdanın, bu birbirlerine "deli" olmanın başlangıçtaki yoğunluğunu, sevgilerinin yo ğunluğunun bir kanıtı sanma yanılgısına düşerler, oysa bu sa dece önceki yalnızlıklarının derecesini gösterir.
Bu, insanların sevginin açlığını çekerler; mutlu-mutsuz aşk öykülerine ilişkin sonu gelmez sayısız film izlerler, aşk hakkında değersiz yüzlerce şarkı dinlerler... Yine de çok az insan sevgi konusunda öğrenilmesi gereken şeylerin olduğunu düşünür.
Bu alışılmamış tutum, tek başına veya toplu olarak onu destekleyen çeşitli önermelere dayanmaktadır. İnsanların çoğu sevgi sorununa temelde "sevme" ve kendi sevgi kapasitesi sorunu olarak değil, "sevilme" sorunu olarak görmektedir.
Öyleyse, acım, kederim neredeydi? "Çok doğru" dedi. "Nereden bileceksin?" Onun da belirttiği gibi, tüm uyanık saatlerimi, kendimi durmaksızın aktiviteyle uyararak, beynimi döndürmek için fazla mesai yaparak, zihin şekerlemesiyle boğarak geçiriyordum - tam olarak ne hisset meyi bekliyordum? Sızacak his için küçük bir çatlağı nerede bırakmıştım? Bağımlılığa eğilimli insanların beyinlerinin biyolojik olarak beyin kimyasallarındaki bazı dengesizlikler nedeniyle böyle bir yatkınlıkları oldukları ortaya çıktı.