Aslında bütün duygusal ağırlıklardan, bütün kıskançlıklardan kurtularak sormalıydım bu soruyu kendime: Haklı olabilir miydi Nüzhet? Geleceğin Fatih’i, II. Mehmed, gerçekten de babasını öldürmüş ya da öldürtmüş olabilir miydi?
“Merhaba Müştak,” diyen sesin daha ilk hecesini duyduğumda tanımıştım onu; Nüzhet’ti. Yirmi bir sene
önce beni terk eden kadın. Beni terk ederken bıraktığı o veda mektubunu saymazsak, yıllardır tek satır
yazmayan, bir kez olsun telefonumun numarasını çevirmeyen, kapımı çalmayan, bir kuru selamı bile çok
gören büyük aşkım, kalbimin ve hayatımın sultanı...
"Winston, merdiveni ikide bir durup dinlenerek
ağır ağır çıkıyordu. Her katta, asansörün tam karşısına
asılmış olan posterdeki kocaman yüz duvardan ona bakı-
yordu. Resim öyle yapılmıştı ki, gözler her davranışınızı
izliyordu sanki. Posterin altında, BÜYÜK BİRADER'İN GÖZÜ ÜZERİNDE yazıyordu."
"Elini uzattı bana, belli belirsiz gülümsedi. Ama böylesine acıklı bir gülümseyiş ki bu, ağlamak geldi içimden.
Biraz önce öyküsünü bitirdiğinde söylediği gibi.
" Bağışlayın"dedi gene... "