Duygu ve düşüncelerimizle kendimizi hayatın akışına bırakarak kendimizi “bulabiliriz” ancak. Bu,
kendini kaderin rüzgârına ya da kısmetin eline bırakmak demek değildir. Asla. Yola çıkmadan önce ihtiyar denizcilerle konuşmalı, rüzgârlara kulak vererek onları tanımalı, sabırla tekneyi hazırlamalıyız.
Sonra da engin deniz. Ama o zaman bile başka düşlere, değişikliklere ve koşullara açık tutabilmeliyiz rotamızı. Oysa, kendimizi ömür boyu sabit hedeflerle sınırlayarak sadece limandaki teknelere binmeyi
ve bilinen iki iskele arasında yolculuk yapmayı yeğliyoruz. Ve bu yolculuğu ilginç kılmak için kendi kendimizi küçük maceralarla avutuyoruz.
"Artık bir tabanca taşıyabiliyorum kendimle. Ceketimi sıyırıp mesefa koyabiliyorum, duygularıma ve içimdeki şu kendine terbiyesiz mahlukata. O durursa herkes durabilir, o görürse herkes görebilir. "