Felsefe yapan kişinin, yaptığı felsefe yüzünden (onun sonucu) yıkıma gitme zorunluluğu şuradan bellidir ki, felsefe yapan kişi, felsefe yaparken, en derin yaşantılarına, yaşamının köklerine,
varoluş temellerine
inmektedir.
Kişi felsefe yaparken, kendi temellerini kazmaktadır
bundan dolayı da işte,
kolayca yıkılabilir
Felsefenin sessizlik ile özel bir ilişkisi vardır:
Gürültü-patırtı içinde olup-biten şeyler, insan topluluklarının bilinçsiz; tutkularla ve güdülerle yönlendirilen oluşma biçimlerinin kör biraradalıklarının ürettiği etkilerden çıkar.
Oysa felsefe, felsefe yapan tek kişinin, kendini ve yaşadığı şeylerin aslını, temelden ve sahiden anlama; dolayısıyla kendi geleceğini, hatta bütün olarak yaşamını tehlikeye atan bir bilinçlenme gereksiniminden oluşur.
Bu gereksinim ve onun doğurduğu çaba da, en uç derecede sessizliği zorunlu kılar
Yer yer ve zaman zaman tam bir ‘ölüm sessizliği’ni
Sen ise bir seyirci olacaksın yalnızca;
elinden bir şey gelmeyecek, durumlar, olaylar karşısında
kişiliğin ne yaptıracaksa onu yaptıracak sana; sen de yapacaksın onu.
Yaparken de hep yaptıklarını kendin yapıyormuşsun gibi bir izlenim edineceksin, bir yanılsamadır bu.
Yaşam, yazarı da, sahneye koyanı da, başoyuncusu da sen olan; ama senin yalnızca seyircisi olduğun bir oyundur.