İçinde bugüne dair benzer yönler barındıran Osmanlı’nın yıkılışı, Cumhuriyet’in kuruluşu, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iç karışıklıklarının sekansında ilerleyen bir roman okurken, Şehsuvar Sami ve sevgilisi Ester’in köklü toplumsal reformların etkisinde hayatlarının değişimine de tanık oluyoruz. Başrolünde tarihin yer aldığı kitapta polisiye de yok değil.
Bize düşen, düştüğümüz yerde beklemek oldu hep.
Bekleyecektik ve beklenenler asla gelmeyecekti. Gelecek dedikleri şey, olmayanlar, gelmeyenler ve kaybedilenler üzerine inşa edilecekti.
Soğuk, karanlık, yalnız ve tedirgin koridorların çatlak duvarlarına asılmış birer gölgeydik bu hayatta.
Bir fotoğraf kadrajının dışında bırakılmış sevimsiz bir detay,
devam zorunluluğu olmayan sıkıcı bir derstik.
Öğrenemediler.
Onlar bizden vazgeçtiler.
Vazgeçtiler ve kazandılar.
Biz kaybettik. Yine de vazgeçmedik.
Her seferinde daha güzel kaybettik.
En güzel biz kaybettik...
“Beyninize yeni bir kapı açacak, size bir değer katacak insanla bir araya geldiğinizde bir şey öğrenirsiniz; bir şey düşünürsünüz; yeni bir yere bakmaya başlarsınız. Düşünceniz yeni bir boyut kazanır, yaşamınıza farklı bir bakış açısı eklenir. O boyut bazen yanlış da olabilir, ziyanı yok; bu yanlış, zaman içinde tashih edilir. Dahası, o yanlış bile ortalıkta boş boş gezmekten daha iyidir. Dilinizi, intibaınızı, tecrübe ve görgünüzü geliştiren; dünyaya bakışınızı değiştiren insanlar önemlidir. Onlarla bir araya gelmeye gayret ediniz; sonra oradan başka yere geçersiniz, sabit kalmanız şart değildir.”