Vakkas'ın Hikâyesi
Nizamettin 35 yaşına henüz girmiş, bir yıl önce, İnşaat işçiliği yaparak kazandığı parayla, bir çiftlik kurmuştu. 20 koyunu ve 4 de ineği vardı.
Çiftliği kurmadan önce, köydeki bir dönümlük arazisinde yapacağı işleri hayal ederken, bu kadar zorluk çekeceği aklının ucuna bile gelmemişti. Her ne kadar evli ve üç çocuk babası olsa da, çocukları henüz sabi olduğundan ona yardım edecek kimsesi de yoktu. Eşi Neriman ise üç küçük çocukla, neredeyse çobanlık yaparcasına uğraştığı için, kocasına çiftlik işlerinde yardımcı olamıyordu. Onun çiftliğe tek katkısı belki de bostan hasada gelince oradan sebze toplamakla sınırlıydı.
Nizamettin dişiyle, tırnağıyla uğraşa dursun, bir gece iki koyunu sırra kadem bastı. Kurt götürmüş olsa onlardan arta kalan kan falan olurdu ama koyunların böyle kaybolması kurt işi değil, hırsız işi olmalıydı.
Bir koyun yetiştirmek uğruna ortaya koyduğu çabayı düşünen Nizamettin Ağa, emeğinin heba olmasına resmen ağlamıştı ki, babasının cenazesinde bile gözyaşı dökmemiş olan bir adam için, belki de bu durum şaşılacak bir şeydi ama emek heba olduğunda, gözyaşı dökmeye değer birşey olsa gerek!
Bir tanığı aracılığıyla, çoban köpeği edinmeye karar veren Nizamettin, çok geçmeden, bir kangal edindi. Boz renkteki bu kangalın sadece kulaklarının ucu siyah olsa da çocuklar, ona Karabaş adını koydular.
Bu köpek çiftliğe gelince Nizamettin'in içi biraz rahat etmiş olsa da, çiftlik işlerinin ağırlığını tek başına yüklenemeyeceğini düşünerek, bir de çoban almaya karar verdi. Karabaştan üç gün sonra da 20 yaşındaki Vakkas çiftliğe geldi.
Vakkas için bir baraka yaptıran, aslında Vakkas'a yaptırtan Nizamettin Ağa, Karabaşın kulubesini de Vakkas'ın barakasına bitişik yaptırmıştı. Böylece, Vakkas'ın ilk icraatı,