Çünkü eğer bu dünyada bir yerlerde insanlar çocukları bombalıyorsa bunu bilmeye gerek yoktu. O dünya zaten yanmış çocuk eti kokardı. Eğer bir yerde başka çocuklar açlıktan ölüp gidiyorsa bunu da bilmeye gerek yoktu. O dünyanın zaten açlıktan nefesi kokardı. Ve çocukların burunları bu korkuları alır ergen öfkesi olarak da geri verirdi. Taki burunları yetişkin uysallığıyla tıkanana kadar.
... Hep o hikaye yüzünden. Ama ne önemi vardı artık? Herkesin öyle bir hikayesi yok muydu? Başlayıp da bitiremediği çünkü kimsenin dinlemediği. İçine atmak diye bir şey varken anlatmaya ne gerek vardı?
Nereden bilebilirdi insanoğlu varlığının sonuçlarını?
Hepsinin de yanıtı aynıydı: Hiçbir yerden...
Belki de bu sayede hayat devam ediyordu. Kimse neye neden olduğunu önceden bilmediği için... Çünkü her davranışının zaman içindeki bütün sonuçlarına önceden tanıklık eden kişinin ilk tepkisi, büyük ihtimalle durmak olurdu. Durmak ve durdurmak. Dehşet içinde. Hareket etme korkusundan kalbi durana dek. Çünkü her hareketinin nihai sonucu acıydı ve belki de insanoğlu bunu bilse, hiç doğmazdı. Belki de daha kötüsü bütün bunları bilse de doğmaya devam ederdi. Ne de olsa, insandı ve doğası gereği arsızdı. Doğmak için her şeyi yapardı... Yine de doğardı.