Onun bütün hayatı, Türk milletinin haklarını almak için mücadele ile geçmiştir. Onun, layık olduğu hayat ve mevkii için savaş meydanında, ilim alanında, teknikte, her alanda yılmaz bir azimle çalışmak, Atatürkçülüğün gerçek temelindeki mücadeleci ruhtur.
Mustafa Kemal bütün hayat felsefesini şu cümlede özetlemiştir: "Hayatta muvaffakiyet mutlaka mücadeleyle mümkündür."... Onun sunduğu devletin geleceği, bu mücadele felsefesine bağlıdır.
İstanbul'daki politikacılar başka türlü düşünmekteydiler. Onlar Türk milletini köle durumuna düşürecek fedakarlıklar ile devleti, daha doğrusu kendi hayatlarını ve saltanatlarını devam ettirmeyi umuyorlardı. Bu iki asırdan beri Bab-ı Ali'nin yürüttüğü aşağılama siyasetiydi. Büyük devletlerin yardım ve lütuflarını beklemek ve devletin haysiyetsiz bir hayat ile devamına razı olmaktı.
Özetle bütün Türk milleti heyecanla bir anda birleşmiş ve ayaklanmış bulunuyordu. Müttefikler dahil, hiç kimse bu tepkiyi hesaplayamamıştı. Her şeyi, kabul ettireceklerine inandıkları, yorgun ve geleceğini metanetle beklediğini sandıkları Türkler şimdi, "Ya ölüm! Ya kurtuluş!" diye haykırarak ayaklanmıştı.