Hasan Hüseyin Beydil profil resmi
Hasan Hüseyin Beydil kapak resmi
Kırmızı Siyah Bilim Edebiyat Sanat'ın genel yayın yönetmeni.
Ressam, Karikatürist, Şair, Yazar, Çizgi film animasyon, Jeofizik Mühendisi, Kısa film ve Belgesel yönetmeni, Gazete, Dergi, Radyo genel yayın yönetmenliği
üniversite
ankara
Ankara
126 okur puanı
12 Eyl 2019 tarihinde katıldı.
Kırmızı Siyah Bilim Edebiyat Sanat'ın genel yayın yönetmeni.
Ressam, Karikatürist, Şair, Yazar, Çizgi film animasyon, Jeofizik Mühendisi, Kısa film ve Belgesel yönetmeni, Gazete, Dergi, Radyo genel yayın yönetmenliği
üniversite
ankara
Ankara
126 okur puanı
12 Eyl 2019 tarihinde katıldı.
  • BİYOLOJİK VE KİMYASAL SAVAŞIN AYRILMAZ BÜTÜNLÜĞÜ (TİTANYUM DİOKSİT VE CORONA VİRÜS) VE KADIN DEVRİMİNİN, İNSANLIĞIN VE DOĞANIN KURTULUŞUNDAKİ TEMEL FELSEFİ VE PRATİKTEKİ NİTELİKSELLİĞİ


    Son aylarda özellikle coronavirüs ile birlikte yoğun bir biyolojik savaş tehdidinden bahsedilmektedir. Medya, basın ve sosyal medyanın hemen hemen her yerinde akilli geçinenler adeta bir savaş çığırtkanlığı düzeyinde coronavirüs, biyolojik savaş, stratejileri, taktikleri, çözümlemeleri vs. oradan oraya uçmakta, tabi popülerliği, magazinselliği de cabası. Konuştukça konuştular, tartıştıkça tartıştılar ve süreç devam etmektedir bakalım bu popülizm ve magazinselliği daha ne kadar devam edecek. Tabi herkesin kendi alanıdır, konusudur, işidir, derdidir herkes yoluna bakacak tabi ki. Ancak bu biyolojik savaş adeta yeni başlamış gibi tezler sunulması ve bunun da kimi zaman bir devlet ve/veya kurum tarafından yayılması gibi tezler yanında savaşın kendisini mikroplar, bakteriler, virüsler üzerinden şekillendirmek asla bilimsel değil, gerçek hiç değil. Biyolojik savaş, kimyasal savaş, fiziksel savaş, matematiksel savaş, psikolojik savaş, özel savaş, iç savaş, savaş,… Savaşın şekli, şemalı, sıfatı, bitmiyor, bitmek bilmiyor. Ancak savaşların neden ve sonuçları üzerinden bahsedilmiyor. Bahsedilse de kerhen, ucundan kıyısından veya kimseyi fazla işaret etmeden, kimseye çok dokunmadan bahsediliyor. Kimse kim evet, savaş, savaş, savaş karşıtları, savaş tespit ve tahlilcileri, savaş rantçıları, savaş popülistleri vs. kimler, kim bu savaşları organize eden, planlayan, projelendiren, hiç bunların doğrudan isimleri ortaya konulmamaktadır. Örneğin hangi ülkeler özellikle savaş istiyor ve gerçekleştiriyor, hangi kurumlar savaş planlıyor ve çıkarıyor, elbette bu savaşlardan kimler karlı çıkıyor, (emperyalist, kapitalist, faşist, gerici, yobaz, ırkçı, dinci, muhafazakâr, ideolojik politik sisteme sahip tüm devlet ve kurumlar yani kısacası burjuvazinin çıkar ve menfaatleri, lüks bir hayat sürebilmeleri, çarklarının dönmeleri ve dünya üzerindeki elde edilen toplam gelirin neredeyse yüzde doksanına sahip olmaları için insanın insanı ve doğayı sömüren tüm devlet ve kurumlar) tüm bu soruların doğrudan cevapları verilmeden, bu cevaplar doğrultusunda cevabın kendisiyle tüm insanlığın ve doğanın kurtuluşu adına topyekûn mücadele etmeyi örgütleyip, direnmedikten sonra gece gündüz savaşları tespit ve tahlil edelim ve gece gündüz savaş karşıtı ve barış eylemleri yapalım sadece kocaman bir sıfırdan bire ile bile geçemeyiz, geçemedik de devam eden hangi coğrafya da yaşanan her türlü savaş devam ediyorsa bu insanlığın topyekûn ayıbıdır.

    Şimdi gelelim biyolojik savaş modasına, coronavirüsten öncesine. Öncelikle insanlık tarihinde mikroplar, bakteriler ve virüslerin canlı türleri üzerindeki hastalık ve ölüm tehdidi ne ilk ne de son değil. Biyolojik savaşın bugün tüm dünyanın gözü önünde devam eden coronavirüs salgınına dikkat çekenler öncesindeki onlarca biyolojik ve kimyasal savaşı açık net ortada olmasına rağmen görmemiştir, görmemektedir. Burada popülizmle ve magazinselliğin yoğun malzemesi olan coronavirüsten çok ondan önceki biyolojik savaşı besleyen, tetikleyen kimyasal savaş çeşitlerini görmek zorundayız. Kimyasal savaş pek çoğunun bildiği sadece kimi kimyasal gazlarla insanların toplu halde katledilmesi değildir. Kimya tüm endüstriyi, sanayi kısaca insanlığın ürettiği ve tükettiği her şeyi kapsayan bir bilim dalıdır. Ancak kimyacılar nedense ya pek ciddiye alınmıyor ya çok sessizler, ya da sistem çok iyi besliyor olacak ki insanlığı ve doğayı yaşatmak, ilerletmek, mutlu etmek, işlerini kolaylaştırmak isterken ve elbette yüksek kar elde etmek adına insanlığı ve doğayı da beraberinde yok ederken susmaya devam ediyorlar. Elbette iyi niyetli, samimi insanlığa ve doğaya duyarlı onun devamlılığı için çalışan, çaba harcayan tüm kimyacıları buradan selamlıyoruz. Ancak kimya sıradan ve hafife alınacak bir bilim dalı değildir. Hayatımızın her alanındadır ve inkâr edilemez bir güce sahiptir. Elbette sanayinin, endüstrinin vs. her alanda kimyasal savaş ve o savaşın kayıplarını tek tek sıralayamayız. Özellikle gündelik hayatta kullandığımız hemen hemen her evde bulunan ve doğrudan insan ve doğanın sağlığına savaş açmak amaçlı üretilmiş ve tüketilmesi devam eden bir savaş aygıtına değineceğiz.

    Titanyum Dioksit (TiO2) (*), evet kendisi kapitalizmin doymak bilmeyen açgözlülüğü için bir savaş aygıtıdır ve uzun yıllardır süren bir kimyasal savaşın aygıtıdır.

    TiO2 kapitalizmin elindeki en büyük kimyasal silahlardan biridir. Bu silah doğrudan biyolojik yapımıza, gelecek nesillere, kanımıza, DNA’mıza hedef almıştır. Büyük oranda hedefe ulaştılar. Özellikle günümüzde çikolatadan, sakıza, koladan, meyve suyuna, yoğurttan, peynire, giyim kuşamdan, ayakkabıya, şampuandan, kozmetiğe, aklınıza ne gelirse hepsi birer yok ediş silahı olarak kullanılmaktadır. Hem de kendi ellerimizle.
    Bu savaş aygıtını sadece siyonizm ve illuminati gibi emperyal din ve tarikatlarda aramak ve hedefi küçülmek asla kabul edilemez keza bu savaş aygıtını muaviye islamcı pek çok kapitalist şirkette üretmekte ve kar elde etmektedir. TiO2 sadece kimyasal savaşın savaş aygıtı olarak kullanılan tek bir silahıdır bundan başka da pek çok kimyasal savaş aygıtı hayatımızın içinde her gün bizi ve geleceğimizi zehirlemekte ve bunu üretip satıp kar elde edenlerin dini, dili, cinsiyeti, ırkı, ulusal kimlikleri değil sınıfsal yapıları esas alınmalıdır. Dünya nüfusunu azaltma planı mide koruyucu olarak verilen ilaçta yer alan maddeye dikkat edin 'Titanyum Dioksit' uluslararası kodu E171 yani bizi aslında kanser eden atom altı bir madde

    Atom altı çalışan nanoteknoloji bir boyadır. Nem dengeleyici olarak da işlem görebilir. Boyutu çok küçücük olduğu için DNA yapınızı bile bozabilecek kadar tehlikelidir. İçinde bulunduğu abur cuburun ambalajına bakarak ürünü aldığınız zaman hem sizin hem de çocuğunuzun o tazecik hücrelerine nüfuz edebilecek şekilde üretilmiştir. Vücudunuza bir kere girdikten sonra çıkmaz. Nereye yerleşirse özellikle kaslarda eklemlerde dayanılmaz ağrılar yapar!

    TiO2’nin Uluslararası kodu ise E171'dir. İçinde TiO2 bulunduran hayatımızın her alanında olan bazı ürünler.

    BAZI; sakızlarda, hamilelere verilen demir ilacı ferrum fort da, mide ilaçlarında, bazı marka diş macunlarında, el sabunlarında, antibiyotiklerde, şampuanlarda, kremlerde, güneş kremlerinde, cilt maskelerinde, göz maskelerinde, kolesterol ilaçlarında, ağdalarda, tuvalet kâğıtlarında, kâğıt havlularda, kağıt mendillerde, dudak nemlendiricilerde, rollonlarda, bulantı haplarında, beyaz çikolatalarda, … Kısacası hemen pek çok kozmetik ürünlerinde, temizlik ürünlerinde, aburcuburlarda kimyasal savaş aygıtı olan TiO2 ver ve hayatımızın, geleceğimizin hemen hemen her şeyine yön verecek kadar kullanmaktayız. Bahsi geçen ürünlerin pek çoğu kadınların kullandığı, alış verişte özellikle çok tükettiği ürünlerdir. Tarihsel olarak kapitalizmin ve insanlığın ve doğanın sömürü çarkları her daim kadınlar üzerinden daha çok kendini var etmektedir, bundan dolayıdır ki kadınlar kapitalizmin yıkımının en büyük, en değerli kaynaklarından ve ivmelerindendir. Kadınların tartışmasız gücü kapitalizmin özellikle kimyasal savaşına karşına yönelik bireysel ve örgütlü bir direnişi şarttır. Özellikle kozmetik ürünlerinde, temizlik ürünlerinde çocukların tükettikleri her türden aburcubura karşı savaş açmaları şarttır. Evet, kapitalizmin bu kimyasal savaşına kadınların öncülüğü tartışmasız şarttır. Kadınlar bu kimyasal savaş aygıtlarına karşı olmak zorundadır. Aksi halde bu yüzyıl için sıklıkla kullanılan biyolojik savaşların pek fazla sürmesine gerek kalmadan kimyasal savaşla insanlık ve doğa yok olacaktır. “Kadınların tüketim canavarı” olarak görülmesi ve kapitalizmin çarklarının dönmesinde en önemli faktörlerden biri ve bunu tersine çevirmeliyiz. Özellikle kozmetik ürünler, estetik ürünler, güzellik adı altındaki ürünler bunların kullanımından artıklarına kadar saymakla bitmez bir insan ve doğa düşmanı posa çıkmaktadır. Kozmetik ürünlerin kapitalist sömürü sisteminin devamı için nasıl bir sermaye gücü olduğunu burada uzun uzun anlatmamıza gerek yok. Sözde kozmetik ürünlerle insan bedeninde sözde güzellik yarattığını iddia eden salonlar adı altında, sözde organik maddeler, zararsız maddeler kullandığını iddia edenler kimyasal savaş aygıtının adeta birer tapınağıdır. Her kadının çantasında pek çok kimyasal savaş aygıtı içeren TiO2 ve daha pek çok zararlı kimyasallar bulunmaktadır ve bunlar hakkında yazılıp, çizilen sözde bilimsel makaleler hepsi ama hepsi özel olarak tek tek maaşları verilen yazarlarca yazılmakta ve popülize edilmektedir. Elbette bunları reklamlarında kullanılan ünlüleri de unutmamak gerek. Öylesine büyük bir sektör ki kendi için küçük ama insanlık için çok büyük bir yok etme savaşının aygıtıdır kozmetik ürünler, temizlik malzemeleri, aburcuburlar, …

    KADIN DEVRİMİ, insanlığın topyekûn devrimine sebep olabilir. Kadınlar kapitalizm tarafından öylesine sömürülüyor ki hem üretici hem tüketici olarak, kapitalizm neredeyse tüm tüketim malzemelerini kadınların algısı, duygusu, psikolojisi üzerine kurmuştur ve kurmaya da devam etmektedir. Ne gariptir ki değil erkek egemen kapitalist sistem kadınların tüketeceği her şeye çoğunlukla erkekler karar vermektedir. Üretilen, tasarlanan, planlanan ürünlerin hemen hemen hepsinin başında, ortasında, sonunda hep erkekler bulunmaktadır. İstisna bazı aşamalarda kadınlar olsa da bunlar dünya genelince parmakla sayılmaktadır. Kadınların ne giyeceğinden, ne yiyeceğine, hangi kozmetik ürünü, hangi temizlik ürünü vs. kullanacağına erkekler karar vermektedir. Erkekler üretmekte kadınlar tüketmekte adeta. Bu bile tek başına kadın onuruna, kişiliğine bir saldırıdır. Kadınların insanlığın ve doğanın kurtuluşu için öncelikle kozmetik ürünlerine, temizlik ürünlerine, aburcuburlara savaş açması şarttır.

    Emperyal burjuvazi zerre kadar insanlığın ve doğanın sağlığını düşünmemekte sadece kara odaklı ve kardan başka hiçbir şey görmeyen doymak bilmeyen açgözlü kanemici bir sistem olarak var oldukça bu türden kimyasal savaş aygıtları pek çok biyolojik savaşı da destekleyecek ya da tetikleyecektir.



    H.H.B.
    02.09.2020

    (*) 1. Titanyumdioksit, oksijenle tepkimeye girmiş titanyum elementidir. Bu bileşiğin en önemli kullanım alanı güneş pilleridir. Nano teknolojik boyalar özelliğini titanyumdioksitten almaktadır. UVA ve UVB ışınlarını önler. Ayrıca değerli bir madendir. Kaynak: (Vikipedi)
    Formül: TiO2
    Molar kütle: 79,866 g/mol
    Yoğunluk: 4,23 g/cm³
    Molekül ağırlığı: 79,87 g/mol
    CAS numarası: 13463-67-7
    Kimyasal formül: TiO2

    2. Titanyum dioksit (veya popüler ismiyle titanya), titanyum elementinin doğada doğal olarak bulunan oksitlemiş formudur. İnsanlar bu bileşiği yiyeceklere beyaz renk vermek için (E171 isimli pigment), duvar ve resim boyalarında ve güneş kremlerinde yaygın olarak kullanmaktadır; öyle ki, ilmenit, rutil ve anataz gibi mineral kayaçlardan her yıl 9 milyon tondan fazla titanyum dioksit çıkarılmaktadır ve var olan tüm pigmentlerin 3'te 2'si civarı titanyum dioksit içermektedir. Bu pigmentlerin toplam değerinin 13.2 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir. Kaynak: (Evrim ağacı)
  • 124 BİN PEYGAMBERE RAĞMEN TECAVÜZ KÜLTÜRÜNDEN VAZGEÇMEYEN ORTADOĞU’NUN MAHLÛKLARININ TEMİZLİĞİ ÜZERİNE İNSANLIĞIN VE DOĞANIN KURTULUŞUNUN FELSEFİ ÇÖZÜMLEMESİ


    Bir rivayete göre derler ki; Ortadoğu’ya 124 bin peygamber gelmiştir.

    Özellikle bildiğimiz şu muaviye islamın yeşerip, serpildiği coğrafya.

    Öylesine iflah olmaz, ahlaksız, arsız, utanmaz, arlanmaz, rezil, birbirine düşman, tecavüzcü, hırsız, haksız, hukuksuz, adaletsiz, vicdansız, öylesine insanlıktan çıkmışlar ki bir değil, bin değil tam 124 bin peygamber geldiği iddia edilen ortadoğu coğrafyası hala günümüzde bile bu hastalıklı huylarından vazgeçmemiş.

    124 bin peygamberin üstelik arkalarına tanrıyı almalarına rağmen!

    Maalesef bu coğrafya insanlaşamamış.

    Bir açıdan baktığımızda demek ki ne tanrı, peygamber, din, kitap, mezhep, tarikat, ne de cemaatten kaynaklanmıyor bu hastalık.

    Asıl sorun kan, gen, fıtrat, kişilik, kimlik, meselesinde olması gerekiyor gibi adeta!

    İnatla, ısrarla insanlaşma yerine mahlûk, kul, köle, kanemici, katliamcı, soykırımcı, insanlığa karşı suç işleme yarışında at başı olma rekabetinden bir türlü kurtulamıyorlar.

    Yakın gelecekte de kurtulmaları da mümkün gözükmüyor.

    Çünkü bu coğrafyanın din kaynaklı tüm sorunlarının temelinde sadece din, devlet, ideoloji, politika, ekonomi yatmıyor.

    Bu coğrafya da tek tek, kabile kabile, aşiret aşiret, toplu, hangi dinden, mezhepten, cemaatten olduğuna bakılmaksızın bağımsız bilim insanlarınca öncelikle genetik, sonra da diğer bilim disiplinlerinde detaylı bir bilimsel araştırma, inceleme, testler yapılmalı ve çıkacak sonuç kesinlikle şu ana kadar dünyadaki en tehlikeli sayılan mikrop, bakteri, virüsten daha tehlikelisidir.

    Üzülerek ve istemeyerek de olsa ortaya çıkacak mikrop, bakteri, virüs her ne olursa olsun kesinlikle bunun tedavisi mümkün olmayacak, hiçbir aşı, ilaç bulunamayacaktır.

    Bu tespit ve tahlillerimin hepsinin hem doğa bilimsel hem de sosyal bilimsel ispat ve delilleri elimizde mevcuttur, isteyen herkese özel veya toplu olarak tek tek ispatlayabiliriz.

    Ortaya çıkacak sonucun tek bir çözümü olabilir, 124 bin peygamberin çözemediği, temizleyemediği tecavüzcü, hırsız, katliamcı, soykırımcı, gaspçı, sömürgeci, vs. tüm insanlıkdışı, insanlığa karşı suç işleyen bu mahlûkları ortadan kaldırmamız şarttır.

    Bunun lamı cimi yok, bunun şakası, esprisi yok, bu temizlik yapılmadığı takdirde bu mahlûklar insanlığı ve doğayı yüz yıllardır emirlerinde bulundukları emperyalistlerle birlikte yok edecekler.

    Amazon kadınları binlerce yıldır çırılçıplak bir şekilde mutlu bir hayat yaşıyor.

    Ne bir tacize ne bir tecavüze uğradıklarına dair tek bir tarihsel veri hiç kimsenin elinde bulunmamaktadır.

    İlkel kabileler deyip küçümsemeyin, ağzınız, yüzünüz yamulur, diliniz kopar.

    O ilkel kabileler Ortadoğu’nun en modern, en laik, en ileri denen ülkelerinden daha insani yaşıyor ve insanlaşmıştır.

    124 bin peygambere rağmen aman erkeklerin bilmem nerelerinde bir hareket olmasın diye tarih boyunca kadınları kapatmış, örtmüş, saklamış, kapalı kutular içinde yaşamaya mahkûm etmiş, öte yandan da yaşı ne olursa olsun kadın dememiş, erkek dememiş, çocuk dememiş, yaşlı dememiş yüzyıllardır tecavüz etmiş, taciz etmiş, istismar etmiş, saldırmış, katletmiş sırf iki dakikalık hayvanlarda bile olmayan, adına ne seks ne cinsellik denemeyecek, tam birer mahlûka yakışan, kendine insanım diyen hiç kimsenin asla kabul etmeyeceği, hem akıl ve ruh hastalığının hem de fizyolojik hastalıkların ötesinde hastalıklı bir hayat yaşamaktalar.

    Amasız, fakatsız bu mahlukları, bu zihniyeti ortadan kaldırmak kendine insanım diyen herkesin boynunu borcudur.

    İnsanlığın önündeki en büyük tehdit bu hastalıktır, bu hastalık sayesinde kapitalizm, emperyalizm hem ekonomik hem de politik olarak varlığını yüzyıllardır sürdürmektedir.

    H.H.B.
    01.09.2020
  • GİTME VE VERME

    yıl bin dokuz yüz otuz dört
    Almanya
    ve seçim yapılıyor
    bilinçli veya bilinçsiz faşistler
    nazilere “evet” diyor
    komünistlerse “hayır” diyor

    sandıktan
    nazilerin neredeyse tüm avrupa’yı saran
    savaş ve soykırımı çıkıyor

    yıl bin dokuz yüz kırk dört
    Almanya ve başkent Berlin yerle bir ediliyor
    Almanya’yı ve tüm avrupa’yı
    bin dokuz yüz otuz dörtte “hayır” diyen
    komünistlerin yoldaşları Stalin ve Kızıl Ordu
    bilinçli, bilinçsiz hitler faşizmden
    geri kalanları kurtarıyor

    her sandığa gittiğinde düşün,
    aklını başına al
    olur olmadık yere faşistlere oy verme!
    kır elini basma o mührü
    kır dizini otur evinde
    gitme o seçime, verme o oyu
    yıkılırsa şehrin, ülken başına
    öyle kolay kolay gelmez
    ne Stalin, ne de Kızıl Ordu

    H.H.B.
    01.09.2020
  • DİLEK DOĞAN’A

    yoksul bir aile
    ve evde yaşıyordu,
    Solcuydu, Aleviydi

    faşistler
    ailesinin gözleri önünde
    ve evinde
    elleri titremeden,
    gözlerini kırpmadan,
    acımasızca, vicdansızca
    Dilek’i katlettiler
    katilleri ceza almadıkları
    gibi ödüllendirildi

    sözde demokrasi
    ve sözde insan hakları aşıkları
    ne dediler, ne yaptılar
    kocaman bir hiç

    ardına düştüğünüz
    avrupa birliği ve abd emperyalizmi
    ne dedi, ne yaptı
    kocaman bir hiç

    Dilek,
    “her yıldız kayınca hadi bir dilek tut”
    öyle bir dilek değildi
    O Dilek ki katillerine aslanlar gibi kafa tutan,
    dimdik çelikleşmiş iradesiyle
    ne oraya, ne buraya kaymayan
    kocaman bir yıldızdı

    bir değil bin Doğan’dı
    bir Dilek oldu bin Dilek
    titre ey faşist katiller!
    titre ve kork!
    o yıldızlaşan Dilekler
    gün gelecek
    en güçlü ateşleriyle
    yakıp yıkacak
    kalelerinizi ve saraylarınızı

    H.H.B.

    01.09.2020
  • FAŞİZM VE MUAVİYE İSLAMIN, İDEOLOJİK VE POLİTİK AÇIDAN KÖKLERİ VE YOKOLMALARINA DAİR TARİHSEL VE FELSEFİ BAKIŞ

    muaviye islam’a göre;

    “m.doğrultan: “kaynımın kızıyla evlenebilir miyim? Sorusunu ilk kez muaviye islamcı. Nikahlı 4 karısı, nikahsız 8 ccariyesi var. İmanlı olduğundan cennette sürekli bakire kalan 72 kadını olacak.

    Jonas Salk: Bulduğu çocuk felci aşısı için patent çıkarmamıştır. Eğer patent çıkarsaydı 7 milyar dolar kazanç sağlayabilirdi. O insanları kurtarmayı seçti. muaviye islam’a göre, O kafir olduğundan muaviye islam’ın allahı O’nu sonsuza kadar yakacak.”

    muaviye islam ne bir dindir, ne bir mezheptir, ne bir tarikattır, ne bir cemaatir, bu türden özellikleri olsa da esas olarak ideolojik, politik, ekonomik bir sistemin ta kendisidir. Erken dönem feodal faşist emperyal bir sistemin ta kendisidir.

    Ortadoğu faşizmi olarak tanımladığımız muaviye islamı kendinden yüzyıllar sonra özellikle avrupa’da faşist diktatörlere ilham kaynağı olmuştur.

    Özellikle Portekiz ve İspanya’da varlık gösterdiği dönemleri özellikle Alman, İtalyan ve İspanyol faşist, nazi, ırkçıları kendilerine temel ve örnek almışlardır.

    hitler, franco, mussolini’nin dönemin emperyalist güçler tarafından özellikle, yükselen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin insanın insanı ve doğayı sömürüsüne karşı çıkışı ve bu temelde devrim ve sosyalizmi avrupa’da desteklemesi ve yayılması, emperyalistleri korkutunca dönemin küresel kapitalistleri bu üç faşist diktatörü destekleyerek dünya tarihinin, muaviye islamının ilk doğduğu ve ilerlediği dönemlerde yaptığı soykırımlardan daha büyüğünü gerçekleştirerek, devrim ve sosyalizmin ilerleyişini durdurmak istemişlerdir.

    Ancak Stalin ve Kızıl Ordu devrimci sosyalist komünist partileşme ve ordulaşmayla, bu faşist diktatörlere öyle bir ders vermiş ve yok olmalarına sebep olmuştur ki faşizme karşı mücadele de en büyük ve en değerli önderliği ve rehberliği yaparak insanlığa, en büyük kalıcı ve sürekliliği olan mücadele ve savaş strateji ve taktiklerini öğretmemiştir.

    Günümüzde her nerede olursa olsun muaviye islama ve onun her türlü işbirlikçilerine ve destekçilerine karşı mücadele etmeden önce Stalin’i, Stalinizm’i, Kızıl Ordu’yu ve 2. Dünya savaşında tüm bu teori ve pratiği doğru bilmek, anlamak, yorumlamak, anlatmak ve uygulamak şarttır.

    21. Yüzyılda faşizme karşı mücadeleyi devrim ve sosyalizmi inşa etmek amacıyla kullanmayan hiçbir güç faşizme karşı mücadele edemez, ettiğini de iddia edemez.

    21. yüzyılda emperyalizm, kapitalizm, faşizm iç içe geçmiştir ve içselleşip adeta tek tip bir ideolojik, politik, ekonomik bir sistem olmuştur. Henüz bu sistemi anlamakta zorlananlar her üç sistemle yönetilenlerin küresel düzeyde birbirlerine artık tarihsel, kültürel, ekonomik, politik olarak tek vücutmuşçasına devrime, sosyalizme, komünizme karşı ortak çalışan işbirlikçi çeteler olduğunu herkesin anlaması şarttır.

    Hiçbir kapitalist ülkenin, hiçbir emperyalist ülkeden bağımsız olamayacağı gibi hiçbir kapitalist ve/veya emperyalist ülkenin de herhangi bir ülkedeki faşizmden bağımsız ve/veya ilgisiz olması asla düşünülemez.

    Özellikle ekonomik şebeke öylesine küresel boyuttadır ki herhangi bir ülkenin faşist diktatörünün bu kapitalist emperyal şebekeden bağımsız olması asla kabul edilemez.

    emperyal sermaye güçleri tüm dünyadaki faşist diktatörleri ve günümüzde önceleri ilham olduğu faşist diktatörler yani hitler, franco, mussollini’nin yaptığı faşist soykırımları kat be kat geçen muaviye islamcıları açık ve net bir biçimde küresel düzeydeki egemenlikleri ve güçlerini devam ettirmek için kullanmaktadır, yönetmektedir ve gerektiğinde de alaşağı edip yerine yeni bir faşist diktatör atamaktadır.

    faşizm insanlığa karşı suç işleme devam etmektedir, faşizmi ve tüm işbirlikçileri ve tarihsel bağlılık gösterdikleri muaviye islamcıları yok etmek kendine insanım diyen herkesin boynunu borcudur.

    faşizm ve muaviye islam inatla ve ısrarla emperyal kapitalistlerle işbirliği yaparak insanlığı ve doğayı yok etme yarışındalar.

    Onurlu ve insanca barış içinde bir yaşam için her nerede olursa olsun, faşist diktatörleri ve muaviye islamcıları tarih sahnesinden ve insanlığın belleğinden silmek hepimizin boynun borcu olmak zorundadır.

    H.H.B.
    01.09.2020
  • HAYAL

    hiçbir kaçış
    hiçbir inkar
    hiçbir yalan
    hiçbir çaresizlik
    hiçbir umutsuzluk
    hiçbir suskunluk
    hiçbir tartışma
    hiçbir kavga
    hiçbir silah
    hiçbir güç
    sevgiye, aşka dair
    hiçbir hayali
    yerle bir edecek
    kadar güçlü değil

    H.H.B.
    01.09.2020
  • Sen surete bakmakla
    Hüküm verme sakın
    Gel sireti gör
    Hakkı temaşa ediyor
    Hep Neyzen’i sarhoş
    Görüyorsan ne çıkar
    Meyhanede bak
    Kabeyi inşa ediyor

    NEYZEN TEVFİK
    Mezar taşındaki dizeler
    (1880-1953)
  • ONLAR VE…

    onlar ilgisiz
    onlar halsiz
    onlar hissiz
    onlar kızgın
    onlar suskun
    onlar şaşkın
    onlar mecbur
    onlar usanmış

    onlar mutlu gözükür

    onlar çok yalnız
    onlar çok bıkmış

    onlar hep kırar
    onlar hep mutsuz
    onlar hep suçlu

    onlar hiç özlemez
    onlar hiç ağlamaz

    onlar pişman değil
    onlar özgür değil
    onlar üzgün değil
    onlar aşık değil

    ama hiç mutlu değiller

    H.H.B.
    01.09.2020
  • DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN EY AHALİ!

    duyduk duymadık demeyin ey ahali!
    yalvarmıyoruz, direniyoruz!

    hemen şimdi ayağa kalk!

    duyduk duymadık demeyin ey ahali!
    Ermenek maden işçileri

    hemen şimdi ses ver!

    duyduk duymadık demeyin ey ahali!
    aylardır ödenmeyen ücretleri

    hemen şimdi isyan et!

    duyduk duymadık demeyin ey ahali!
    ve tazminat hakları için

    hemen şimdi ayaklan!

    duyduk duymadık demeyin ey ahali!
    direnişe başladı

    hemen şimdi artık yeter!

    duyduk duymadık demeyin ey ahali!
    direnen maden işçileri kazanacak

    hemen şimdi susma, durma, birleş, diren!

    H.H.B.
  • FAŞİZMİN BARIŞ’A KARŞI SALDIRISINA VERİLECEK TEK CEVAP DİRENİŞTİR

    “Sizden korkan sizin gibi olsun!”.

    Asla sizden olmayacağız.

    Korkmaktan korkmayın.

    Korku, çok değerli bir duygudur.

    Korku, insanın pek çok direnişi, mücadeleyi, savaşı yapmasına sebep olmuştur.

    Korku, insanın yaratıcılığı besleyen en temel duygulardandır.

    Korku, pek çok icadın, mucidin, keşfin, eserin, ürünün en temel sebeplerindendir.
    *
    faşistlerin, hakaretler yağdırarak hedef gösterdiği devrimci sosyalist komünistlere yönelik saldırılara karşı sadece “şiddetle kınıyorum” demek, bürokratik, diplomatik bir dilden öte geçemez.

    Bu türden uzaktan gazel okumalar yarın kendisine yönelecek olan faşizme karşı gözlerini yummaktır.

    Hele hele yurtdışında olanların sadece “şiddetle kınıyorum” demesinin çokta hayatta karşılığı yok.

    Bulundukları her yerde bu türden saldırılara karşı en şiddetli, en yüksek sesle protestolar yapılmalıdır.
    *
    Devrimci sosyalist komünistlere saldıran faşist güruhu ve arkasındaki çetenin aklını, mantığını tanıyor olmak yetmez, akıl ve mantığa karşı derhal faşizme karşı mücadeleye geçilmediği takdir de yapılmayan her hamle faşizmi daha da güçlendirmektedir.

    faşistlerin, tecavüzcüleri, katliamcıları, talancıları, hayat ve sanat düşmanlığını destekleyen faşist diktatörlüğün, devrimci sosyalist komünistlere yönelik saldırıların hesabını sormasını beklemek ne bir trajedi ne de komedi değildir, ideolojisiz, politikasız, ilkesizlikten başka bir şey değildir.
    *
    faşist diktatörlükler de hiçbir bakan sadece bakan değildir, aynı zamanda bir tetikçi ve azmettiricidir. Bunu unuttuğunuz anda bir bakanın devrimci sosyalist komünistleri sadece hedef göstermediğini, onları her fırsatta inkar ve imha eden devlet aygıtının çarkı olduğunu unutmayın!
    *
    faşizm her yer de ve zaman da tecavüzcüleri yakalamaz, onlarla uğraşmaz, ucuz kabadayılıkla devlet yönetir.
    *
    faşizm, her nerede olursa olsun insan olan her kime saldırırsa saldırsın o saldırıyı her devrimci sosyalist komünist şahsına yapılmış bir saldırı olarak kabul eder. Faşizmde insanlara saldıranlar ve onlara emir verenler faşist diktatörün ta kendisidir. Mafyavari, katliamcı, kanemici çetelerin yönettiği sistemin ta kendisidir faşizm.
    *
    Barış Atay’ı öldürmek amaçlı dövdüler susuyorsanız bu suskunluğun sonu faşist diktatörlüğe boyun eğmektir.
    *
    faşist diktatörlüğe ve onun hizmetçilerine karşı mücadele etmedikçe, faşizme biat ve itaat edenler ve etmeyenler hepsinin esirliğine hizmet etmiş olursun. Hitler, Kızıl Ordu’nun kapısına dayandığını duyunca intihar etmişti ve bunu duyan tüm o hizmetçileri, generalleri, tarafları zamanla “biz bu korkağa mı inandık, bu korkağın peşinden mi gittik” demişlerdi. Biz zamanlar sıkı sıkıya nazi partisinin en azılı savunucuları olan Kızıl Ordu’nun faşizmi yerle bir etmesinden sonra birden bire masum roller takındılar ve mahkemelerde pek çoğu salya sümük ağlayarak “ben ettim siz etmeyin” havasındalardı. Yıllar geçti ve abd’nin elinde kalan batı Almanya yine yeniden Kızıl Ordu’nun elinden kurtulan ne kadar nazi varsa aşağıdan yukarıya yeniden derlendi toparlan ve hem Alman ekonomisinde, hem de siyasetinde söz sahibi oldular. Yetti mi, hayır, dünya ekonomisi ve politikasında da söz sahibi olanların arasında yer almaya devam ettiler. Sanıldığının aksine 2. Dünya savaşı sonrası nazizim bitmedi, Hitler ve birkaç arkadaşı intihar ettiyse de bazıları mahkemelerde yargılanıp, cezalandırıldıysa da tüm o Hitler döneminde nazileri destekleyen hem Almanya’daki hem de Almanya dışındaki ekonomik politik güçler daha güçlü bir şekilde güçlenip, örgütlenip, burjuva demokrasi (burjuva diktatörlüğü) kisvesi altında yola daha güçlü devam devam etmektedirler. Tüm dünya genelinde başta Avrupa birliği ülkeleri olmak üzere, ortadoğu ve yakın Asya, abd ve güney Amerika da pek çok ülke de naziler, faşistler, ırkçılar desteklenmekte, beslenmekte, güçlenmekte ve iktidarlar sahibi olmaktadır. Çok ülke de ya darbe ile ya işgalle ya da burjuva demokrasisi (burjuva diktatörlüğü)’nün sözde demokrasileriyle egemen durumdalar. Faşizm, 2. Dünya savaşı sonrası kendini burjuva demokrasisi (burjuva diktatörlüğü) öylesine kamufle etmiş durumdaki girdiği hiçbir bedende kendi varlığını çok iyi muhafaza etmektedir. Faşizmi, kapitalizmden ve emperyalizmden ayrı düşünenler ve/veya düşünmeye çalışanlar sadece hayatlarının hatasını değil, insanlığa karşı en büyük suçu işlemekteler. Faşizm, ırkçılık, nazizim, milliyetçilik, dincilikle dünyanın her yerinde varlığını iktidara taşımakta ve halen pek çok çevre faşizmle mücadeleyi ısrarla ve inatla burjuva demokratik (burjuva diktatörlüğü) yollarla çözebileceğini iddia etmekte ya da topluma bunu manipüle etmektedir ki bu toplumu her gün daha fazla faşizmin kucağına itmektedir. Kızıllaşarak, partileşerek ve ordulaşarak faşizme karşı topyekün mücadele insanlığın ve doğanın kurtuluşunun tek yoludur.
    *
    faşistler, düşünce özgürlüğü diye bir özgürlüğü bilmez, anlamaz.
    *
    Coronavirüs salgınından daha büyük tehlike faşizmdir.
    *
    Tecavüzcüleri korumanın adına burjuva demokrasisi (burjuva diktatörlüğü) denir.
    *
    İşçi, köylü ve emekçilerden yana saf tutmak, ezilen, sömürülen, işten çıkarılan, hakkı yenenlerin sesi olmak insanım diyen herkesin insanlık onuruna sahip çıkmasının en temel görev ve sorumluluğudur.
    *
    faşist diktatörlükte hak, hukuk, adalet olmaz, tüm bunların beklentisi içinde olmak akıl ve mantığın bittiği, çaresizlik ve tükenmişlik sendromunun üst sınırına ulaşmak demektir.
    *
    Faşizmin Barış’a saldırısına karşı tek yol direniştir.
    *
    YOLDAŞIM BARIŞ YALNIZ DEĞİLSİN, SELAM OLSUN DİRENİŞİNE, SELAM OLSUN SOSYALİZMDE ISRARINA VE İNADINA, SELAM OLSUN FAŞİZME KARŞI MÜCADELENE.

    H.H.B.
    31.08.2020
Kırmızı Siyah Bilim Edebiyat Sanat'ın genel yayın yönetmeni.
Ressam, Karikatürist, Şair, Yazar, Çizgi film animasyon, Jeofizik Mühendisi, Kısa film ve Belgesel yönetmeni, Gazete, Dergi, Radyo genel yayın yönetmenliği
üniversite
ankara
Ankara
126 okur puanı
12 Eyl 2019 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 359 kitap

  • Macbeth
  • Cezmi
  • Şıpsevdi
  • Falaka
  • Leyla ve Mecnun
  • Yaban
  • Notre-Dame'ın Kamburu
  • Büyük Umutlar
  • Psikanaliz Üzerine
  • Gülistan

Kütüphanesindekiler 358 kitap

  • Macbeth
  • Cezmi
  • Şıpsevdi
  • Falaka
  • Leyla ve Mecnun
  • Yaban
  • Notre-Dame'ın Kamburu
  • Büyük Umutlar
  • Psikanaliz Üzerine
  • Gülistan

Beğendiği kitaplar 188 kitap

  • Edebiyat ve Sanat Üzerine
  • Ulusal Kimlik ve Etnik Açılım
  • Yönetmeyi Nasıl Öğrendik?
  • Sosyalizm ve Anarşizm
  • Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü
  • Bir Adım İleri İki Adım Geri
  • Devlet Üzerine
  • Emperyalist Ekonomizm
  • Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky
  • Örgütlenme

Beğendiği yazarlar 63 kitap

  • Friedrich Engels
  • Josef Stalin
  • Karl Marx
  • Vladimir İlyiç Lenin
  • Nikbinlik
  • Selçuk Erdem Dergisi
  • Hıbır Dergisi
  • Dıgıl Dergisi
  • Cogito Dergisi
  • National Geographic Türkiye