Hasan Hüseyin Beydil

Hasan Hüseyin Beydil
@HHB1970
Kırmızı Siyah Bilim Edebiyat Sanat'ın genel yayın yönetmeni.
Ressam, Karikatürist, Şair, Yazar, Çizgi film animasyon, Jeofizik Mühendisi, Kısa film ve Belgesel yönetmeni, Gazete, Dergi, Radyo genel yayın yönetmenliği
üniversite
ankara
Ankara
126 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
BİYOLOJİK VE KİMYASAL SAVAŞIN AYRILMAZ BÜTÜNLÜĞÜ (TİTANYUM DİOKSİT VE CORONA VİRÜS) VE KADIN DEVRİMİNİN, İNSANLIĞIN VE DOĞANIN KURTULUŞUNDAKİ TEMEL FELSEFİ VE PRATİKTEKİ NİTELİKSELLİĞİ Son aylarda özellikle coronavirüs ile birlikte yoğun bir biyolojik savaş tehdidinden bahsedilmektedir. Medya, basın ve sosyal medyanın hemen hemen her yerinde akilli geçinenler adeta bir savaş çığırtkanlığı düzeyinde coronavirüs, biyolojik savaş, stratejileri, taktikleri, çözümlemeleri vs. oradan oraya uçmakta, tabi popülerliği, magazinselliği de cabası. Konuştukça konuştular, tartıştıkça tartıştılar ve süreç devam etmektedir bakalım bu popülizm ve magazinselliği daha ne kadar devam edecek. Tabi herkesin kendi alanıdır, konusudur, işidir, derdidir herkes yoluna bakacak tabi ki. Ancak bu biyolojik savaş adeta yeni başlamış gibi tezler sunulması ve bunun da kimi zaman bir devlet ve/veya kurum tarafından yayılması gibi tezler yanında savaşın kendisini mikroplar, bakteriler, virüsler üzerinden şekillendirmek asla bilimsel değil, gerçek hiç değil. Biyolojik savaş, kimyasal savaş, fiziksel savaş, matematiksel savaş, psikolojik savaş, özel savaş, iç savaş, savaş,… Savaşın şekli, şemalı, sıfatı, bitmiyor, bitmek bilmiyor. Ancak savaşların neden ve sonuçları üzerinden bahsedilmiyor. Bahsedilse de kerhen, ucundan kıyısından veya kimseyi fazla işaret etmeden, kimseye çok dokunmadan bahsediliyor. Kimse kim evet, savaş, savaş, savaş karşıtları, savaş tespit ve tahlilcileri, savaş rantçıları, savaş popülistleri vs. kimler, kim bu savaşları organize eden, planlayan, projelendiren, hiç bunların doğrudan isimleri ortaya konulmamaktadır. Örneğin hangi ülkeler özellikle savaş istiyor ve gerçekleştiriyor, hangi kurumlar savaş planlıyor ve çıkarıyor, elbette bu savaşlardan kimler karlı çıkıyor,
Felsefe
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
124 BİN PEYGAMBERE RAĞMEN TECAVÜZ KÜLTÜRÜNDEN VAZGEÇMEYEN ORTADOĞU’NUN MAHLÛKLARININ TEMİZLİĞİ ÜZERİNE İNSANLIĞIN VE DOĞANIN KURTULUŞUNUN FELSEFİ ÇÖZÜMLEMESİ Bir rivayete göre derler ki; Ortadoğu’ya 124 bin peygamber gelmiştir. Özellikle bildiğimiz şu muaviye islamın yeşerip, serpildiği coğrafya. Öylesine iflah olmaz, ahlaksız, arsız, utanmaz, arlanmaz, rezil, birbirine düşman, tecavüzcü, hırsız, haksız, hukuksuz, adaletsiz, vicdansız, öylesine insanlıktan çıkmışlar ki bir değil, bin değil tam 124 bin peygamber geldiği iddia edilen ortadoğu coğrafyası hala günümüzde bile bu hastalıklı huylarından vazgeçmemiş. 124 bin peygamberin üstelik arkalarına tanrıyı almalarına rağmen! Maalesef bu coğrafya insanlaşamamış. Bir açıdan baktığımızda demek ki ne tanrı, peygamber, din, kitap, mezhep, tarikat, ne de cemaatten kaynaklanmıyor bu hastalık. Asıl sorun kan, gen, fıtrat, kişilik, kimlik, meselesinde olması gerekiyor gibi adeta! İnatla, ısrarla insanlaşma yerine mahlûk, kul, köle, kanemici, katliamcı, soykırımcı, insanlığa karşı suç işleme yarışında at başı olma rekabetinden bir türlü kurtulamıyorlar. Yakın gelecekte de kurtulmaları da mümkün gözükmüyor. Çünkü bu coğrafyanın din kaynaklı tüm sorunlarının temelinde sadece din, devlet, ideoloji, politika, ekonomi yatmıyor. Bu coğrafya da tek tek, kabile kabile, aşiret aşiret, toplu, hangi dinden, mezhepten, cemaatten olduğuna bakılmaksızın bağımsız bilim insanlarınca öncelikle genetik, sonra da diğer bilim disiplinlerinde detaylı bir bilimsel araştırma, inceleme, testler yapılmalı ve çıkacak sonuç kesinlikle şu ana kadar dünyadaki en tehlikeli sayılan mikrop, bakteri, virüsten daha tehlikelisidir. Üzülerek ve istemeyerek de olsa ortaya çıkacak mikrop, bakteri, virüs her ne olursa olsun kesinlikle bunun tedavisi mümkün
Felsefe
GİTME VE VERME yıl bin dokuz yüz otuz dört Almanya ve seçim yapılıyor bilinçli veya bilinçsiz faşistler nazilere “evet” diyor komünistlerse “hayır” diyor sandıktan nazilerin neredeyse tüm avrupa’yı saran savaş ve soykırımı çıkıyor yıl bin dokuz yüz kırk dört Almanya ve başkent Berlin yerle bir ediliyor Almanya’yı ve tüm avrupa’yı bin dokuz yüz otuz dörtte “hayır” diyen komünistlerin yoldaşları Stalin ve Kızıl Ordu bilinçli, bilinçsiz hitler faşizmden geri kalanları kurtarıyor her sandığa gittiğinde düşün, aklını başına al olur olmadık yere faşistlere oy verme! kır elini basma o mührü kır dizini otur evinde gitme o seçime, verme o oyu yıkılırsa şehrin, ülken başına öyle kolay kolay gelmez ne Stalin, ne de Kızıl Ordu
Şiir
DİLEK DOĞAN’A yoksul bir aile ve evde yaşıyordu, Solcuydu, Aleviydi faşistler ailesinin gözleri önünde ve evinde elleri titremeden, gözlerini kırpmadan, acımasızca, vicdansızca Dilek’i katlettiler katilleri ceza almadıkları gibi ödüllendirildi sözde demokrasi ve sözde insan hakları aşıkları ne dediler, ne yaptılar kocaman bir hiç ardına düştüğünüz avrupa birliği ve abd emperyalizmi ne dedi, ne yaptı kocaman bir hiç Dilek, “her yıldız kayınca hadi bir dilek tut” öyle bir dilek değildi O Dilek ki katillerine aslanlar gibi kafa tutan,
Edebiyat
FAŞİZM VE MUAVİYE İSLAMIN, İDEOLOJİK VE POLİTİK AÇIDAN KÖKLERİ VE YOKOLMALARINA DAİR TARİHSEL VE FELSEFİ BAKIŞ muaviye islam’a göre; “m.doğrultan: “kaynımın kızıyla evlenebilir miyim? Sorusunu ilk kez muaviye islamcı. Nikahlı 4 karısı, nikahsız 8 ccariyesi var. İmanlı olduğundan cennette sürekli bakire kalan 72 kadını olacak. Jonas Salk: Bulduğu çocuk felci aşısı için patent çıkarmamıştır. Eğer patent çıkarsaydı 7 milyar dolar kazanç sağlayabilirdi. O insanları kurtarmayı seçti. muaviye islam’a göre, O kafir olduğundan muaviye islam’ın allahı O’nu sonsuza kadar yakacak.” muaviye islam ne bir dindir, ne bir mezheptir, ne bir tarikattır, ne bir cemaatir, bu türden özellikleri olsa da esas olarak ideolojik, politik, ekonomik bir sistemin ta kendisidir. Erken dönem feodal faşist emperyal bir sistemin ta kendisidir. Ortadoğu faşizmi olarak tanımladığımız muaviye islamı kendinden yüzyıllar sonra özellikle avrupa’da faşist diktatörlere ilham kaynağı olmuştur. Özellikle Portekiz ve İspanya’da varlık gösterdiği dönemleri özellikle Alman, İtalyan ve İspanyol faşist, nazi, ırkçıları kendilerine temel ve örnek almışlardır. hitler, franco, mussolini’nin dönemin emperyalist güçler tarafından özellikle, yükselen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin insanın insanı ve doğayı sömürüsüne karşı çıkışı ve bu temelde devrim ve sosyalizmi avrupa’da desteklemesi ve yayılması, emperyalistleri korkutunca dönemin küresel kapitalistleri bu üç faşist diktatörü destekleyerek dünya tarihinin, muaviye islamının ilk doğduğu ve ilerlediği dönemlerde yaptığı soykırımlardan daha büyüğünü gerçekleştirerek, devrim ve sosyalizmin ilerleyişini durdurmak istemişlerdir. Ancak Stalin ve Kızıl Ordu devrimci sosyalist komünist partileşme ve ordulaşmayla, bu faşist diktatörlere öyle bir ders vermiş
Felsefe