Selim’in edebiyatla kendini tedavi etme tekniği bir süre sonra işe yaramaya başladı. Sözcükler, satırlar, hikayeler… Hepsi herhangi bir yaralarını kısaltıyor, ruhunu onu umulmadık bir cesaretle sürüklüyordu; bu, çocukluğunda doktorun hayran olduğu o cesareti, o küçük ama kararlı duruşuydu. Sol kulağının arkasındaki kist yüzünden, çocukluk fotoğraflarında kulağı hep öne eğik çıkardı. Sonunda onu aldırmaya karar vermişlerdi; ameliyathanenin soğuk ışıkları altında, o steril kokunun içinde doktor kistik kazırken kulak dibinde olduğu için her ses büyüyordu; çınlıyor, yankılanıyor, sanki bütün odayı dolduruyordu. Bayılmamışlardı onu; acımasına acıyor, o keskin bıçağın tenindeki izi içini yakıyordu, ama kakını çıkarmıyordu; dişlerini sıkıyor, gözlerini kapatıyordu çünkü okuduğu şovalye romanlarında kahraman D ‘Artagnan da öyle yapıyordu; kılıç yarası tedavi edilirken ses çıkarmıyor, acıyı neden okuyordu. O satırları okurken kendini onun yerine koymuş, gücünü de hissetmişti. Doktor,” aferin evladıma, hiç böyle cesur çocuk görmedim, bravo,” diyordu; sesinde bir şaşkınlık bir hayranlık vardı edebiyat yoluyla yapılan bir anesteziyi hiç duymamıştı.