Biz hepimiz yalnızlıktan yapılmış birer baş dönmesiyiz. Her şeye sahip olduğumuz sanısı, her şeye gücümüzün yeteceği yanılsaması, her şeyin etrafımızda döndüğü kuruntusu… Bütün varlığımızı teslim alan bir hız, dine dönüşmüş bir hız, her şeyi toza çeviren bir hız, aklımızı da kalbimizi de burgaç gibi yerin dibine çekiyor. Kapısız penceresiz bir kalabalık, bize oturduğumuz kaideden koparıp, tanrısal bir kibirle her şeyi küçümser hale getirdi. Tuhaf bir gölgeye döndük. Birisine hayranlık duyduğunda ancak ete kemiği bürünen bir gölgeye. Doğayla bağlarımızı kopardı ve iyilik duygumuzu yitirdik. Başkalarını anlama ve sevme yetimizi yitirdik. Bir avuç bahçelerde yüzlerce bitki, ağaç, çiçek ve börtü böceğin nasıl yaşadığı bilgisini yitirdik.
Şimdi ben yalnızım. İstanbul yalnız. Konyaaltı yalnız. Sevgi, yoksul. Öfke, aptal. Merhamet, kimsesiz. Şimdi hepimiz, elimizde ölü bir dünya, koşa koşa bütün iyilikleri unutmaya çalışıyoruz.
2017
Zaman değil de dünya geçiyormuş insanın üzerinden. Bir parçan yollarda hayal, bir parçan evlerde çürüme fotoğrafı, bir parçan çarşıların ipinde arzu. Herkes kayıp. İnsan ölülerine yetişemiyor. Azıcık yavaşlasa, azıcık soluk alayım, hayal kurayım, yaramı seveyim… Dünyanın dışına düşecekmiş korkusuyla daha hızlı koşmaya başlıyor.