Çeşitli dinler var, çünkü insanlar kendilerine değil, başkalarına inanıyorlar da ondan. Bende insanlara inandım, çam ormanlarında dolaştım durdum. Öylesine yolumu şaşırdım ki, hiç çıkamayacağımı sanıyordum oradan. Yürlü türlü mezheplerden insanlar vardır. Hepsi de, sanki başkası yokmuş gibi, kendi dinlerini överler. Bu adamların hepsi bir kör köpek yavruları gibi, birer yana dağılmışlardır. İnançları çoktur, çeşitlidir ama, ruh bir tek tanedir. Bende de, sende de, onda da vardır o. Demek ki herkesin kendi ruhuna inandığı gün, hepimiz birleşmiş olacağız! Herkes kendi benliğini bulsun, biz hepimiz de onunla birlikte olacağız.
Onun sorduğu şey çok açıktı: İnsanların bir bölümü hangi hakka dayanarak insanların öteki bölümünü hapse atabilir, bunlara işkence edebilir, sürgüne gönderebilir, dövebilirdi? İşkence ettikleri, dövdükleri, öldürdükleri insanlardan, bunların hiçbir farkları yoktu oysa. O zaman kitaplar yanıt verecek yerde birtakım düşünceler ileri sürüyorlardı: İnsanlar iradelerine sahip midirler, değil midirler? Kafatasının biçimi bir adamın suçlu olduğunu ortaya koyar mı, koymaz mı? Kalıtsal ahlaksızlıklar diye bir şey var mıdır? Suçta soyaçekimin rolü nedir? Ahlak, delilik, soysuzlaşma, mizaç, huy diye neye derler? İklimin, beslenme biçiminin, bilgisizliğin, taklitçiliğin, ipnotizmanın, tutkuların suç üzerindeki etkileri nelerdir? Toplum nedir? Ödevleri nelerden ibarettir falan filan...
İşte o zaman yüreğimin üstünde dehşetli bir ağırlık duydum. Bugünkü gibi aklımda: Sorguya çektikleri zaman en çok yadırgadığım şey şu olmuştu: Komiser bana sigara sundu. İnsanların sigara içmek ihtiyacında olduklarını biliyordu demek. Öyleyse insanların özgürlüğü, gün ışığını ne denli sevdiklerine de bilmesi gerekirdi. Annelerin çocuklarını, çocukların da annelerini nedenli sevdiklerinden haberi olması gerekirdi. Öyleyse ne diye beni sevdiğim her şeyden ayırmışlardı da, yabanıl bir hayvan gibi getirip tıkmışlardı buraya? İnsan böyle şeylere boş yere katlanmaz. Eskiden Tanrı'ya ve insanlara insanların birbirine sevgi beslediklerine inanıyor idiyse, buna inanmaz olur artık. Ben de o gün bugün insanlara İnanmaz oldum, onlara hınç beslemeye başladım.
Nehlùdov önünde olup bitenlere bakarken: "evet dün mahkum olan kadın kadar tehlikeli bir yaratık" diye düşünüyordu. "onlar tehlikelide, bizler değiliz öyle mi?.. Örneğin ben ahlaksızın, sefihin, yalancının biriyim. Hepimizde aşağı yukarı öyleyiz. Tanıdıklarım ise, beni küçümseyecek yerde, saygı gösteriyorlar. Şu çocuk bu salonda bulunanlar arasında toplum için en tehlikeli insan olsa bile, artık yakalanmış olduğuna göre, ne yapmalı ona? Onun çekirdekten yetişme bir hırsız değil, herkes gibi bir insan olduğu kuşkusuz. Birtakım koşullar yüzünden bu duruma düştü. Öyleyse toplumda böyle adamlar bulunmasın diye bunları değil, onların ortaya çıkmasına yol açan koşulları yok etmeli.
Vicdanını dinleyerek iyi bulduğu herşeyi başkaları kötü buluyordu. Buna karşılık kendisinin kötü bulduğu şeyleri çevresindeki insanlar göklere çıkarıyordu. Bu yüzden, sonunda savaştan vazgeçti. Kendine olan güvenini yitirip başkalarına inanmaya başladı. Böylece görüşlerinden vazgeçtiği için vicdan azabı duymuştu ama, çok sürmemişti bu...