“Bu devir, […] sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerine durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Rusya’nın ormanları tüketiliyor. Bakımsızlıktan yurdumuz çöle dönüyor. Kalmıklara hazırlıyorlar. Umutlu birisi çöküp iki ağaç dikse herkes gülüyor: ‘Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen?’ […] İnsanları birbirine bağlayan ülkü tümden yitti, kayıplara karıştı. Herkes, yarın sabah çekip gidecekleri bir handaymış gibi yaşıyor Rusya’da. Herkes kendini düşünüyor. Kendisi kapabildiği kadar kapsın, geride kalanlar isterse açlıktan, soğuktan ölsün, vız geliyor…”
“Stefano dönüp oturunca, piposunu yakınca, kendine gülümsedi; bu sıcağa ve huzura, aynı zamanda dolardaki yağmurun tıpırtısında onu sessizce saran yalnızlığa minnet duydu.”