Fatime

Zahir-Batın tesellisi
Musibetlerin ve nimetlerin tarih içerisinde ilerlerken yüklenerek getirdikleri anlamlardan soyutlanamadığımız için, çoğu zaman erdiğimiz bir nimet musibet, yaşadığımız bir musibeti de nimet olarak görmek durumunda kalırız. Bir şeyin gerçek değerini kavramak istiyorsak, yaşadıklarımıza tarihin, coğrafyanın, toplumun ve benliğin dışından bakabilmeliyiz.
Sayfa 101 - Hayykitap·Kitabı okudu
Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Birazdan Gün Doğacak
- Nuri Pakdil'e - Beton duvarlar içinde bir çiçek açtı Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın Saçlarınız ıztırap denizinde bir tutam başak Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana O inanmışlar çağının. Zaman akar yer direnir gökyüzü kanat gerer Siz ölümsüz çiçeği taşırsınız göğsünüzde Karanlığın ormanında iman güneşidir gözünüz Soluğunuz umutsuz ceylanların gözyaşına sünger. Gün doğar rüzgâr eser bulut dolanır Rahmet şarkısı söyler yağmurlar Alnınız en soylu isyandır demir külçelere Gürültü susar ses donar sevgi tohumu patlar Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde. Ey bizim sabır yüklü toprağımızın kutsal ağacı Sen bize hayatsın umutsun mezarlar kadar derin Bizi tutan bir şey varsa dirilten o sensin Üzerinde uyuduğumuz yavru kuşların tüy renkli sıcaklığı. Ey damarlarımızda donan buz yüzlü heykeller beldesinden Yıkıntılar sonrası sığındığım şefkat anası Ey dağları yerinden oynatan ses,
Yedi Güzel Adam
Güneşçağ Savaşçıları
Gözlerinde gök sancısı İçlerinde okyanus uğultusu uzun mızraklarla yararak karanlığı Gelip dayandılar şehrin sivrilmiş tırnaklarına Çarpık dudaklarıyla kırpılmış saçlarıyla Soyguna uğramış yüzleriyle Barbar ellerin işgal ettiği sonra terk ettiği Harabe kadınlar Gidip gidip gelirlerdi camekanlı çarşıda Bu kirazı kim yer kim satar Hangi savaştan arta kalmış bu çocuklar. Sonsuz devirleri aşarak savaşçılar geldiler Ve akşamın ipini kestiler Gece putun üstüne devrildi put yere devrildi Yanlış pazarlara sürülmüş yılgın uykusu şehrin Ortasından bölündü. Kollarını derin balkonlara dayamış bilinçleri ustura savaşçılar Taradılar gözleriyle ağır ağır şehrin saçlarını Ayıkladılar bir bir bitlerini Fosfor ellerini uzatarak balkonun uçsuz uzantısından Yanan şehri tuttular Şu bizim atımızdır deniz hipodrom Nehrin yatağını öp sen ey savaşçı Birikinti gölleri geç apartmanları geç kaldırımları Bir bir ayıkla mezarları. Güneşçağ öncüleri yolları tuttu dua erleri tuttu Yüzleri Mekke ülkesi gözleri Medine çeşmesi Elleri altınçağ mimarı. Erdem Bayazıt
Yedi Güzel Adam
kavga
Taş ve sopa İki köylü karşı karşıya Kavak ağaçları şahit Bir de ibibik kuşu İncir yalnız Badem yeşil kabuklu Camdaki hayalinle İki öfkeli boğa Sevdalılar kapışıyor Tabiatın ortasında Irmak göz kırpıyor akıyor Çoban köpeği şöyle bir bakıyor Yaman indi omzuna sopa Güçlü çarptı taş başına Hayalin akıyor kanda Yüzün zonkluyor yarada Taş ve sopa İki köylü karşı karşıya Cahit Zarifoğlu
Yedi Güzel Adam
Soru
Artık beni parktaki ağaç bile anlamıyor Siyah kedinizin kuyruğunda sallanan zaman Bir zamanlar sevinçle giyindiğim Ak bir güvercin kanadı gibi gururla giyindiğim Temiz ve mavi giysim değil artık. Yalnız imkansızlığı mı anlatır bir bulut Yağmaya hazır bekliyorsa gökyüzünde. Erdem Bayazıt
Yedi Güzel Adam