Çünkü nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör biri için gökkuşağının renkleri ve sağır biri için kuş sesleri nasıl boşunaysa, yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur. Ama ne yazık ki düzgün atmasını bildiği halde kör ve ve sağır olan nice yürekler de vardır.
İsmi altı harfli olan, sevilmeyi hak ettiğini geç fark eden tüm kız çocuklarına. Kimsenin kendisini değersiz hissettirmesine izin vermeyen güçlü kalplere
“Twitter (takip edilen sosyal medya uygulaması her neyse) size tüm dünya kafayı sizinle ve küçük egonuzla bozmuş, sizi seviyor, sizden nefret ediyor, şu an sizden bahsediyor gibi hissettiriyor. Okyanus ise dünya sizi yumuşak, ıslak, sıcak bir kayıtsızlıkla selamlıyormuş gibi hissettiriyor. Avazınız çıktığı kadar bağırsanız da karşılık vereceği yok. “
Bu kitabı okurken çok hüzünlendim, içim çok burkuldu. Yakın tarihe ilgi duyup Türkiye’nin son 25-30 yılı içerisinde gerçekleşen olayları, farklı bir perdeden görmek isteyen herkese tavsiye ediyorum. Okurken anladım ki bazı konularda hiç yol alamamışız. Aynı olaylar dönüp durmuş. Baskı ve sindirme yolu ile ortalığı yatıştırma ( sözüm ona susturma) gerçeklerin üstünü örtme çabası iktidarlar değişse de bir yöntem olarak baki kalmış.
Tüm bunlar olurken, değişim yaratabileceğine inanan yazar ve gazetecilerin günden güne nasıl umutsuzluğa sürüklendiklerini çok güzel ele almış.
Kurgu elbette var ama içimi en çok acıtan okuduklarımın gerçekten yaşanmış oluşuydu. Bu satırları okurken birilerinin bir yerlerde bizzat yaşıyor oluşu ne acı.
Umarım hayal ettiği güzel ülkede yaşayanlar oluruz.