Güzellikten çok daha farklı bir şeydi beni ona vurgun kılan.
Anlatılmaz, dile söze gelmez bir şey; bir hava, bir tavır, sesindeki ince bir kırılma, dudaklarının kıyısındaki hafif bir gölgelenme, gülerken çenesinde oluşan küçük çukur...
1970'lerde seslendirdiğim, Mesleki Baba'ya ait bir değişte şair "Mesleki'm, artar eksilmez / Zulüm yavaşça yavaşça" der. Bu harika dizelerdeki "yavaşça" saptaması çok önemli. Çünkü her diktatörlük, başlangıçta kendi çıkarını toplumun çıkarı gibi göstermeye dikkat eder. Kimseyi ürkütmemeye çalışır. Sonra gücü ve kendine güveni arttıkça dişlerini " yavaşça" göstermeye başlar. Elbette bu saptama Fransız Devrimi gibi şiddetli altüst oluşlar için değil, sözüm ona "demokratik" yollarla iktidara gelen " seçilmiş krallar" için geçerlidir.
Dehanın ihtişamına, güzelliğe, ahlâki büyüklüğe mutlak bir biçimde kayıtsız kalan insan nerede görülmüş? Eğer öyle bir hödük varsa ya da var olmuşsa, itiraf ediyorum ki onun durumu beni zerre ilgilendirmiyor.