Eşitlik bir fikir değildir; bir pratiktir. Diğer insanlara ya da diğer hayvanlara nesne muamelesi yapmadığımızda onu pratiğe dökmüş oluruz. Birinin başından geçenler hepimizi bağladığı için ona, “Bir derdin mi var? Anlatmak ister misin?” diye sorduğumuzda bunu pratiğe dökeriz.
Kadınların sokaklarda taciz edilmeden, peşlerine kimse takılmadan ya da saldırıya uğramadan yürüdüğü günü hayal edin. Şiddete maruz kalan kadınlar için sığınma evlerine ihtiyacımız olmadığı günü hayal edin. Kültürümüzde en sık rastlanan seri katillerin kendi ailelerini öldürenler OLMADIĞI günü hayal edin.
Daha da iyisi, kadınların her nerede olursa olsun güvende olduğu, ailelerin evlerinde güvenle yaşadığı ve katliamların olmadığı bir dünyayı hayal edin.
Kadınlar ve insan olmayan hayvanlar arasındaki bir diğer ilişki de doğurganlıkları üzerindeki denetim. Türkiye son on yıldır muhafazakâr bir siyasi parti tarafından yönetiliyor. Bu on yıl boyunca birçok kadın düşmanı yasa çıkarıldı. “Kadın Bakanlığı” diye bilinen “Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı”, “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na dönüştürüldüğünde, bu isim değişikliği aynı zamanda bir odak kaymasının da ilanıydı. Hükümet tarafından kürtajı bir suç haline getirme çabaları sürüyor. (Kürtajı erişilemez ve yasa dışı bir şey yapmak, yok olacağı değil yalnızca kadınlar için daha tehlikeli bir hal alacağı anlamına gelir.)
Seçkin bir askeri zümre tarafından kurulan ve askerlik yapmanın her erkek için zorunlu olduğu bir ülke olan Türkiye’nin devlet politikası, tüm erkeklerin devlet ruhsatlı şiddetle yetkilendirildiği bir ortam yaratıyor, ataerkil değerlerin egemenliğini sürdürmesine olanak veriyor. Bu durumun sonuçlarını namus adı altında işlenen kadın cinayetlerinde olduğu gibi LGBT bireylere yönelik nefret suçlarında (ve özellikle trans bireylerin öldürülmesinde) görmek mümkün. Birçok başka ülke gibi Türkiye’de de cinsel taciz ve tecavüz vakaları oldukça yaygın.