"Her yazar bir politikacı ve her kitap sözünü sakınmayan bir "röportaj" mı ki?
Bir yazar, en sıkı diktatörlükte bile kendi aklının içinde özgür kalıp aykırı fikirlerini yetkililerin anlayamayacağı şekilde damıtıp tanınmaz hale getiremez mi? Ve zaten yazar egemen ortodoksi ile aynı fikirdeyse neden hareket alanı kısıtlansın ki? Temel görüş çatışmalarının ve sanatçı ile hedef kitlesi arasında keskin bir ayrımın olmadığı toplumlarda yazının ya da tüm sanat dallarının diğer her yerden daha çok gelişmesi gerekmez mi? İnsan, her yazarın bir asi, hatta özel bir insan olduğunu farz etınek zorunda mı?"
"Düşünce özgürlüğü; insanın gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini aktarabilme özgürlüğü olduğu kadar kurmaca olgular ve duygular yaratmak zorunda bırakılmama özgürlüğüdür de. Alışılageldik "gerçeklerden kaçma", ''bireycilik", "romantizm" nutukları, amacı tarihin saphnlmasını saygın hale getirmek olan salt retorik teknikleridir."
"Ve kitap tüketimimiz bu kadar düşük
olmaya devam ederse, en azından bunun nedeninin kitapların satın alındıkları ya da ödünç alındıklarında çok pahalı olmalarında değil okumanın köpeklere, sinemaya ya da pub'a gitmekten daha az heyecan verici bir meşgale olmasında yattığını itiraf edelim."