Bir insana duyulan sevginin çaresizlikle kesiştiği anlar, hep aynı. Boşa konuşmak, aşkta da ölümde de, hepsi bir. Umut biter, sadece sözler kalır, kırık dökük, yaralı, tedirgin, gücenik. Hiç söylenmese de olacak, hiç söylenmese sonradan çekilen azapları da daha az olacak. Boşa söylenmiş sözlerin azabı, çoğu zaman, hiç söylenmemiş sözlerin azabından ağır.
Ne dediği önemli değil ki! Beni üzen, benim düştüğüm, kendimi düşürdüğüm durum. Sözlerimin onu hiç etkilemediğini, hatta düpedüz sıktığını gördüğüm halde konuşmaya devam etmem. Ezilip büzülmem. Onu da aynı duyguya çekmeye çalışmam.
26 Ağustos
Uykunuz kaçtı mı, kültürünüz artıyor. Ben de bu ara, Orta Avrupa yazınına sardırdım. Nedenini bilmiyorum, belki de taze bir soluk aradığım için.
Ah o ‘fakat’ ve ‘ama’ların içine saklanan binde bir olasılıkların baştan çıkarıcı albenisi! Ah o aklımızı çelen küçük olasılıkların peşinde sürüklenirken esir olduğumuz duygu karmaşası! Ah bazen sonunda pişmanlıktan kıvranarak andığımız ‘ya öyleyse?’ yolculuklarımızın yüksek bedelleri!