Eârendil diye bir denizci vardı
Arvernien'de gezinip duran;
yolculuk etmek için bir gemi yapmıştı
Nimbrethil'de kesilmiş bir ağaçtan
yelkenlerini saf gümüşten örmüştü,
ışıl ışıl gümüştendi lambaları da
bir kuğu boynuydu pruvası
ve ışıklar parlardı bayraklarında.
Yekpare, zincirli bir zırhı vardı
Kadim krallardan kalan,
rünlerle çentilmişti parlak kalkanı
Korunmak için beladan ve yaralardan;
yayı ejderha boynuzundandı,
abanozdan kesilmişti okları,
zırh yeleği gümüşten,
kalseduandandı kılıç kını;
güçlüydü çelikten dövülmüş kılıcı,
efsane taştan yüksek miğferinin
tam tepesinde bir kartal tüyü vardı,
ve bir de zümrüt göğsünün ortasında.
Gökte Ay, üzerinde yıldızlar,
çok uzaklara gitti kuzey sahillerinden,
çılgınca dolandı durdu büyülü yollarda,
ötesinde, fani toprakların günlerinden.
Donmuş dağlardaki gölgeler içinde
Ensiz Buzlar'ın ezici gıcırtısından,
cehennem sıcağından, yakan tenhadan
döndü hemen, ama vazgeçmedi dolaşmaktan;