Bir de hayatın amacını öyle fazla abartmamak lazımdı.
...
Abartmak tepeden bakmak gibiydi.
Hayatın düz ferahlıklarını göremiyor, bir süre sonra her şeyi küçümsemeye, beğenmeme hastalığına yakalanıyordunuz.
Mezarlıklara taşınan hayatlar, çekmecelere kaldırılan kıvılcım tohumları,, gökyüzünü kaplayamayacak kadar küçülmüş eller, babamın ağızları sımsıkı kilitli kitapları, aynadan çekilen annemin yüzü.. Hepsi gittiler tamam. Fakat yanmayı öğrettiler de öyle gittiler.
Neden erkenden büyüdüm.. Neden hiç çocuk kalmadım..
İyice yaşlanınca bir bakacağım ; nazımı çekecek birileri varsa, iyiden çocuklaşacağım. Yersiz ağlayacak, doya doya güleceğim.