Çöl insanı, çadır bozarak geçmiş zamanı silebiliyordu; zamanı ve yeri henüz belirlemediği için yarın bir hüsran olarak görünmüyordu.
Fakat şehirli insan mahpustu. Onun sürekli bir yerde kalmak zorunda oluşu her şeyi çürütüyor ve - dün, bugün, yarın- zamanın gayesi haline getiriyordu.
Soyluluk ve özgürlük birbirinden ayrılmaz iki kavramdı ve göçebe özgürdü.
Çölde bir insan, mekâna hükmetiğinin bilincindeydi; bu hükmetme sayesinde de bir bakıma zamanın baskısından kurtuluyordu denebilir.
Abdullah b. Amr'ın, "Ben Allah Rasulü'nden ﷺ duyduğum her şeyi yazıyordum ki Kureyş beni bundan men etti ve dedi ki :" Allah Rasulü ﷺ gazap ve rıza hâlinde de konuşan bir beşer olduğu halde ondan duyduğun her şeyi yazıyor musun? "
Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Daha sonra mevzuyu Allah Rasulü'ne ﷺ aktardım. Parmağı ile ağzını işaret etti ve şöyle buyurdu : "Yaz! Nefsimi kudret elinde tutan Allah' a ﷻ yemin olsun ki, bu ağızdan haktan başka bir şey çıkmaz..."
(Ebû Dâvud, H. No: 3643)