Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hz. Dâvud'un sözlerini hatırladım. O "Ey Rabb'im oruç ve namazla bedenimi temizlememi emrettin. Peki ama kalbimi ne ile temizleyeyim?"diye sormuştu. Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurdu: "üzüntü ve endişelerle Ey Davûd!"
Beyim! Bir vakit Resûl-i Ekrem [sallallahu aleyhivesellem] bu fakire buyurmuşlardı ki: “Perşembe günleri oruç tutmayı ihmal etme, yoksa sen de kıyamette beni göremezsin.” Bende emirlerini tutarken bir gün yolculuk zuhur etti. Üsküdar’a geliyordum, oruçluydum ve hava çok sıcaktı. Hararetten bunalmış hatta ölümün eşiğine gelmiştim. O anda Resûlullah Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] ruhaniyeti gelip,“Cenâb-ı Hak güçlük emretmez, orucunu boz!” buyurdular. Dedim ki: “Yâ Resûlallah! Buna karşılık sana ne yapayım?” “Ruhum için yüz salavat getir” dediler. Elime tesbih alıp salavata başlayınca iki şahıs ortaya çıkıp bana, “Orucunu açma, sabreyle!” dediler. Ben, orucu açma emrine uymam lazım ama bunların hangisinin sözüyle amel etsem ki diye düşünürken yine Resûl-İ Ekrem [sallallahu aleyhi vesellem] görünüp: “Bunlar benim kollarımdır. Orucu açma diyen takvadır, aç diyen fetvadır.” Bu cevap üzerine “açma” diyene dedim ki: “Ne buyurursun, iftar edeyim mi?” Cevap verdi ki: “İftar edersen avam halktan, sıradan insanlardan olursun. Eğer iftar etmezsen tarikatın yiğitlerinden olursun.” Ben de iftardan vazgeçtim. O anda hararetim gitti, yeni bir can ve zindelik geldi.